Bir süredir görüşlerine büyük ölçüde katıldığım ve düşüncelerine büyük değer verdiğim Yaşar Nuri Öztürk'ün Hürriyet Gazetesi'ndeki köşesini takip ediyorum. Geçtiğimiz hafta Konya'da Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan habersiz işletilen kaçak Kur'an kursu binasındaki patlamayı müteakip hazırladığı bugünkü yazısından bir bölüm aktarmak istiyorum; ama makalenin geri kalanı da mutlaka okunmalı:
Bugün Türkiye'de Diyanet'in şemsiyesi altında faaliyet yürüten ve Türk halkından resmî, gayrı resmî büyük meblağlarda paralar toplayan Kur'an kursu sektörü, Allah ile aldatmanın bir hizmet kurumu gibi çalışmakta, buralara devam eden çocuklara Kur'an'ın muhtevası, ilkeleri, zulme karşı çıkan, ahlakı öneren ruhu öğretilmek yerine Arap harflerinin telaffuzu öğretilmektedir. Oysa ki Kur'an kursunun anlamı ve amacı bu değildir.
[...]
Kur'an'ı özgün metniyle okuyup anlayacak ve bunu bir bilimsel meslek olarak yürütecek insanların eğitileceği yer Kur'an kursu değil, İmam-Hatip okulu ve ilahiyat fakültesidir. Nitekim, bizler de oralardan başlayarak yetişip İslam din ilimlerinde yetki sahibi olduk. Kur'an kursunun hedefi, çocuklara veya halka, Kur'an'ın temel mesajlarını tanıtmak ve belletmektir. Bugün bu yapılmıyor. Bunun yerine Arapçılık ve Arapçacılık eğitimi yaptırılıyor. Bunun Kur'an'la, Kur'an mesajıyla ne ilgisi vardır?
