The truth about my life

Wed, 28 Dec 2011

Folks,

I've got jobs for everyone. Plan to switch? Looking for a dream job? Get in touch with me, I'm sure we can get you something.

I'm looking for software engineers, system admins, test engineers, customer care/support specialists and a few similar positions at high and lower ranking profiles.

As usual with my job postings, I don't care about your diploma, military service status or your age. All I'm looking for is the ability to get the damn thing done with least noise and quickly.

Sat, 12 Apr 2008

Bakış Açısı adlı filmi izlemek için İstinyePark'daki AFM'ye geldik ve kasadaki bilgisayarlarda RedHat, GNOME, Firefox ve bir web uygulaması görünce açıkçası hiç şaşırmadım.

Thu, 22 Sep 2005

Öncelikle Fatih Özavcı ve eşine, hemen ardından da Murat Eren ve eşine ömür boyu mutluluklar dilemek istiyorum. Mevsimi mi geldi, nedir, sıradan evleniyor insanlar. İkisinin de merasimlerine -çok isterdim ama- katılamadım, katılsam da faydam olmayacaktı. Biliyorum, bensiz de evlenebiliyorlar. Hayat ne garip. Sıramı savmıştım ben, ondan oluyor böyle. Bizde adettir, evlenene ev hediyesi götürülür. Çocuğu olana da altın takılır, ona biraz daha var galiba. Allah iyiliğinizi versin.

Burası benim günlüğüm, bildiğimi okuyacağım, siz sevgili okurlarıma yeşil sahalarda görmek istemediğimiz türden hareketler yapacağım, kendimi affettirmeye çalışacağım. Nokia 3660'ımla çektiğim bazı kalitesiz fotoğrafları sizlerle paylaşacağım. Sırayla başlayalım, beni son gördüğünüzden beri neler olduğundan.

Ara sıra İstanbul'daki Taksim-4. Levent Metro hattını kullanıyorum diğer birçok insan gibi, yeni koydukları (topluma reklam penetrasyonunu artırarak kültürümüzü yozlaştırmayı hedefleyen) ekranlar sayesinde bazen çok eğleniyorum:

Kaç dakika kalmış?

Bir pazar günü ofiste iş görüşmesi için gelecek birilerini beklerken iskambil kağıtlarıyla oynamaya çalışıyorduk. Yakından tanıyanlar bilirler, ben oldum olası öğrenemedim şu kağıtlarla oynamayı. Basmıyor kafam işte, ne yapayım?

Bir yerlerde birileri birşeyler tasarlıyordu:

İşte en sevdiklerimden biri. Bunu İstanbul'un el olmadık köşelerinden birinde buldum, bulabilmek için gerçekten azim gerektiğinden emin olun, tamamıyla umutsuz bir vak'a:

Sonra kendimi aniden Kiev'de buldum. Alman işgalinden sonra tamamıyla yıkılarak günümüzdeki şeklini alan Bağımsızlık Meydanı, gâvurun dediği gibi "colossal", Stalinist mimarinin tüm ihtişamıyla karşınızda:

Kiev'de çalıştığımız binanın karşısında yenebilir pizzalar yapan bir restoran var, dekorasyonu oldukça ilginç ama ben yalnızca perdedeki silüete dikkat çekmek istiyorum. İpucu: orada bir Debian logosu var.

Bendeniz ailenizin favori kahve bağımlısı, uzun süre önce Kiev'de de kahve-yoluyla-ibadetimi gerçekleştirecek bir yer bulmuştum. Hava sıcaktı, kahveden önce karışık meyveli dondurma sipariş etmek mantıklı gelmişti ama garson tabağı masaya koyduğunda fena halde yanıldığımı anladım. İşte karışık meyveli dondurma:

Ara sıra gittiğimiz gece kulüplerinden 112'de sabahın erken saatlerinde barmeid limon yiyordu. Gayet iyi İngilizce bildiğini anladıktan sonra rica ettim, beni kırmayarak limon yerken poz verdi:

Bir de kısa bir anımı.. eeeh eytere bea!.. Serdar, ben ve Burhan kapitalizmin kölesi Amerikan restoranlarından birinde birlikte akşam yemeği yiyebilmeyi ümit ediyorduk, sıramızı beklerken caddenin köşesindeki kazaya gözüm ilişti. Göz alabildiğine uzanan bir araç kalabalığına aldırmaksızın insanlar kaza yapan araçların yanından geçerken duruyorlardı, bakıyorlardı, sonra geçiyorlardı ve bu suretle trafiği katlediyorlardı. Manzaranın bu inanılmazlığı karşısında biri elinde yaklaşık 5 metrelik bir uzaklık ölçmeye yarayan el aleti, ki biz buna Türkçe mezuro falan diyoruz galiba, olduğu halde iki polis çıkageldi. İnanmak zor gelecek ama iki araç, çevresindeki kaldırımlar, elektrik direkleri, yoldan geçen araçlar ve aklınıza gelebilecek diğer birçok nesne arasındaki uzaklığı çeşitli kombinasyonlarla defalarca, defalarca, DEFALARCA ölçtüler. Bu ölçüm(!)lerden biri olan kazazede öndeki araç ile KARŞI kaldırımdaki elektrik direği arasındaki mesafenin ölçümü sırasında trafiği durdurdular, bazı araçlar mezuronun altından geçti. Kamera şakası olduğundan şüphelendim ama yanılmışım. Gerçekten ölçtüler. Bazı aptallar çiftler halinde dolaşıyor.

İstanbul'a dönme vakti gelip geçtiğinde(!) Borispyl havalimanına gidebilmek için sabah saatlerinde şehrin merkezinden ayrıldım, bir taksiye bindim. Bindiğim araç yolda bir başka araca hafifçe çarptı, bu küçük kazadan sonra az kalsın uçağımı kaçırıyordum. Sınav programımı ikinci kez altüst etmeme izin vermeyen THY Kiev acentesi yetkilisi Ahmet bey'e ayrıca buradan teşekkürü bir borç biliyorum. Bir baltaya sap olabileceksem sayenizdedir.

Cumartesi sabahı sırt çantamla Ankara'daydım, kendi kendime "2 günde 3 şehir, hiç fena değil adamım, aferin sana" dedikten sonra koşarak 20 dakika sonra başlayacak sınavıma yetiştim. Bir önceki sınavlardan bu yana cüzdanımda kullanılmayı bekleyen EGO kartının kazandırdığı birkaç dakikaya da teşekkürü bir borç biliyorum. 3 sınavı atlattıktan sonra çirkin pozlarıyla ünlü Hitnet insanı Banu Akın'ın çekim alanına girdim, utanç verici pozlarından birini yayınlamazsam beni affetmeyecek:

Sahara adındaki filme gittik, tavsiye edebilirim. İlk 30 dakikaya sabredin, karşılığını alacaksınız. Filmden sonra Ahmet, Ferhat, Erhan ve adını anımsayamadığım adamın biri (hatırlatsın kendini, bunu düzelteyim) ile akşam yemeği yedik. Ferhat ve bu adını anımsayamadığım adamın biri gidip baklava buldular. Ankara'lılara tanıdık gelecek muhtemelen ama biz İstanbul'lular güleceğiz buna:

Pazar sabahı uyandığımda nerede olduğumu anlamam biraz zaman aldı. Bir sınavım daha (tamam, zaten kendimden utanıyorum, bir de siz üstüme gelmeyin) vardı, sonrasında bir şehri daha geride bıraktım ve ailemin bir kısmını görmek ve berat kandili'ni birlikte geçirmek üzere teyzemin yanına Düzce'ye gittim. Merak edenler için, işin sırrı Duracell: It keeps me going. Ama bunu gördüğümde pilim bitti gerçekten:

Kandil demişken, dün sabah bitirdiğim Dan Brown'ın bir diğer kitabı, Angels and Demons'dan kısa bir bölümü paylaşmak istiyorum:

"Father," Chartrand said, "may I ask you a strange question?"
The camerlengo smiled. "Only if I may give you a strange answer.".
Chartrand laughed. "I have asked every priest I know, and I still don't understand."
"What troubles you?" The camerlengo led the way in short, quick strides, his frock kicking out in front of him as he walked. His black, crepe-sole shoes seemed befitting. Chartrand thought, like reflections of the man's essence... modern but humble, and showing sings of wear.
Chartrand took a deep breath. "I don't understand this omnipotent-benevolent thing."
The camerlengo smiled. "You've been reading Scripture."
"I try."
"You're confused because the Bible describes God as an omnipotent and benevolent deity."
"Exactly."
"Omnipotent-benevolent simply means that God is all-powerful and well-meaning."
"I understand the concept, It's just... there seems to be a contradiction."
"Yes. The contradiction is pain. Man's starvation, war, sicknes..."
"Exactly!" Chartrand knew the camerlango would understand. "Terrible things happen in the world. Human tragedy seems like proof that God could not possibly be both all-powerful and well-meaning. If He loves us and has the power to change our situation, He would prevent our pain, wouldn't He?"
The camerlango frowned. "Would He?"
Chartrand felt uneasy. Had he overstepped his bounds? Was this one of those religious questions you just didn't ask? "Well... if God loves us, and He can protect us, He would have to. It seems He is either omnipotent and uncaring, or benevolent and powerless to help."
"Do you have children, Lieutenant?"
Chartrand flushed. "No, signore."
"Imagine you had an eight-year-old son... would you love him?"
"Of course."
"Would you do everything in your power to prevent pain in his life?"
"Of course."
"Would you let him skateboard?"
"Chartrand did a double take. Tha camerlengo always seemed oddly "in touch" for a clergyman. "Yeah, I guess," Chartrand said. "Sure, I'd let him skateboard, but I'd tell him to be careful."
"So as this child's father, you would give him some basic, good advice and then let him go off and make his own mistakes?"
"I wouldn't run behind him and mollycoddle him if that's what you mean."
"But what if he fell and skinned his knee?"
"He would learn to be more careful."
The camerlengo smiled. "So although you have the power to interfere and prevent your child's pain, you would choose not to show your love by letting him learn his own lessons?"
"Of course. Pain is part of growing up. It's how we learn."
The camerlengo nodded. "Exactly."

Pazartesi sabah İstanbul'a, ofise geldiğimde bolca yeni yüz ve bolca okunmayı bekleyen e-posta vardı. Haftaların, hatta ayların birikenlerini ayıklıyorum. Eğer bir e-posta gönderdiyseniz ve yanıt alamadıysanız biraz daha sabredin. Sabır iyi bir şey, harika bir şey. Sabredip öğrendim. Özlem Tekin. hmm.

Perşembe IBM İstanbul LSYM'de LKD Seminer Çalışma Grubu için bir seminere katıldım, her konudan biraz içeren "Özgür Yazılım, Linux, GNOME, Mono: Yakın tarih" adlı sunumu yapmaya çalıştım. Eğer geldiyseniz, umarım eğlenmişsinizdir.

Sırada bekleyen kitap Noam Chomsky'nin 9-11 adlı eseri ama önce yarım bıraktığım diğer kitapları tamamlamalıyım. Sonra lula'nın öve öve bitiremediği Elif Şafak'ın kitaplarından birini bulacağım sanırım. İlk fırsatta.

Cumartesi Serdar da Kiev'den dönüyor, ertesi gün de nöbeti Necati'ye devrediyoruz. Muhtemelen meren'e bir baskın planlıyor olacağız.

Tekrar yazana dek, İYİ EĞLENCELER!

-- 
Enver - The ultimate driving machine

Sun, 28 Aug 2005

Uzun süredir blog yazmadığımı gören bazı arkadaşlardan tepki mesajları alıyorum. Okuyucularım daha fazla yazmamı istiyorlar; faxlarım, iimeyillerim kilitlendi. Yoğun ilginize çok teşekkür ediyorum.

Evet, en son Goran Bregovič konserinde kalmışız. Efendim konser pek güzel idi. Giray, Serdar, Mevzun ve bendeniz kulunuz birlikte beklediğimden çok daha başarılı bir konser izledik.

İşler güçler abartılı yoğundu, mor renkli süperkahraman kostümümüzle dünyayı kurtarmaya çalışıyor; kötü ruhlara korku salıyorduk. Ara sıra da koyunun koyusu kıvam kahvelerden içmeyi ihmal etmiyorduk:

Bazı hayır işlerinin uzun süredir beklediğinin farkındayım, en kısa zamanda yarım bıraktıklarımı tamamlamaya çalışacağım. Unutmadan geçen hafta Serdar'ı Kiev'e uğurladık. Bu hafta içerisinde muhtemelen ben de Kiev semalarında olacağım, zaman bulabilirsem Kiev'e gitmeden tekrar yazmaya çalışacağım. İyi eğlenceler,

Sat, 02 Jul 2005

Feels like I haven't been blogging for ages :-) Please accept my apologies, along with the facelift. If you are a graphics artist, please drop me a note and tell me what you think. I barely suck at graphics design, I just tried to make it cool.

Good things have been happening behind the thick stone walls of Parkyeri cage, I have been fighting and struggling against extremely weird issues coming up all the time, if you accept this as an excuse ;-) Anyway, I had some free time to waste at home today, so I watched second half of Man in Black II and Star Wars Episode III: Revenge of the Sith. I think MIB was better, man, that Anakin and Padme love scene was so stupid. I mean, even for Star Wars, it was barely romantic. My old girlfriend would slap me twice if I told exactly that. Poor was I, rude she were. Thank god. Amen.

Live 8 is great thing, a really good start to remind everyone in developed countries that there is a lot of people who needs their help, but I think they are underestimating the real problem. I'm not going to add Chomsky words here, but I'd like to remind the reaction of the new Pope when he was invited to the event to sing with other nice people. He replied with his picture, no text. I couldn't stop a loud laugh, that was really funny.

Banu Akın of Hitnet fame was in Istanbul last weekend. We also had other famous names: Ulaş Apak, Ahmet Derviş the retired soldier and Zehra as always. Of course, I had to present an embarrassing picture:

I have also have begun collecting weird things like this:

Okay, that white text on the red plate means "Earth Monitoring Center". The weird thing is, it's a small medical scanning company named "Dünya", that is, earth in Turkish. It was weird in both languages.

Situation in Iran is slowly and supposedly getting out of control (of western forces of course, seems like Iranian people is gaining their own control again). Sure as hell Russians have a lot of interest there, that's why I suspect they have been patiently funding Ahmedinecad's anti-USA campaign (no evidence I'm aware of yet).

Kosovo is getting hot, Elections in Albania closing, UN warns that situation after the Asian tsunamis is getting even worse. It's been a hard week for the world, honestly. Is your couch comfortable? I think I have a better one here. Hand me over the remote control of the brand new flat plasma TV so I can zap to MTV. Oh, dear. Cereal prices are getting higher, we call that.

There are some other bad news that I'd like to mention. One day I'll have good news I promise. Cheers,

--
Enver

Tue, 10 May 2005

Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast food", "Fast music", "Fast love"...
Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar...
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.

Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

(Ne acı ve ne çelişkidir ki böyle bir yorumu yine bilgisayardan iletiyorum...)

-- Müşfik Kenter

Wed, 30 Mar 2005

Fri, 18 Mar 2005

24 saat süren zorlu ve uykusuz çalışmadan sonra, yapmam gerekenlerin önemli bir bölümünü tamamlamış olmanın verdiği mutlulukla:

skyblue@roadrunner:~$ w
19:27:27 up 23:53,  2 users,  load average: 1.48, 0.98, 0.60
USER     TTY      FROM              LOGIN@   IDLE   JCPU   PCPU WHAT
skyblue  :0       -                Thu19   ?xdm?   2:14m  5.90s x-session-manager
skyblue  pts/1    :0.0             19:27    1.00s  0.70s  0.00s w
skyblue@roadrunner:~$ wq

Wed, 16 Mar 2005

Finally I managed to get my blog categorized, so hopefully I can get my blog added to other planets, like Planet GNOME and still keep posting in Turkish in some categories.

About me

I'm Enver ALTIN. I'm from the other side of the river.

Calendar

December 2011
SuMoTuWeThFrSa
     1 2 3
4 5 6 7 8 910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Categories

/ (398)
  articles/ (1)
  books/ (8)
  coffee/ (1)
  construia/ (2)
  debian/ (1)
  events/ (13)
  factsoflife/ (15)
  general/ (9)
  gnome/ (16)
  humor/ (21)
  lkd/ (9)
  management/ (1)
  mobile/ (6)
  mono/ (4)
  music/ (8)
  personal/ (47)
  politics/ (31)
  postgresql/ (4)
  programming/ (12)
  projects/ (2)
  quotes/ (3)
  technology/ (10)
  tips/ (7)
  travel/ (2)
  work/ (13)

Archives

Links

Popular

Talk slides

Other stuff

License

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution 2.5 License.

Miscellaneous

This site is built on the wonders of Pyblosxom, supposed to be W3C XHTML 1.0 and CSS 1.0 compliant, always handcoded using Vim. The server that hosts this site is powered by Debian GNU/Linux.
.O.
..O
OOO