The truth about my life

Sat, 13 Nov 2004

Uzun bir aradan sonra, sonunda Noam Chomsky'nin Terörizm Kültürü adlı eserini bitirmeyi başardım. Amerikan dış siyasetinin son 50 yıllık dönemdeki başarılarının, bunlarla ilgili tarihi inceleme ve evrakların tutarlı ve kapsamlı bir dökümü olan bu kitapta Beşinci Özgürlük; yani soyma, sömürme, hüküm altına alma ve sonuç alabilmek için her türlü güce başvurma özgürlüğü kavramının uygulama örneklerinin yanı sıra "yol değiştirme ilkesi"nin de alaycı bir tavırla fakat kanıtlara dayandırılarak gözler önüne serilişini bulabilirsiniz. Kitapyurdu.com veya Pınar Yayınları'ndan edinilebilir, diye düşünüyorum.

Bitirdiğim birkaç kitapla ilgili derlediğim notları geçmişte günlüğümde aktarmıştım, geleneği bozmayacağım ama sanırım bu kez biraz uzun oldu:

15. Kendimiz İçin Standartlar

Bir ülkenin kendi standartlarını yabancı ülkelere kabul ettirebilmesi işini başarıyla yerine getirebilmesi için kendi ülkesinin istikrar içerisinde ve emin olması gerekir. Bu da terörizm kültürünün değer yargılarının kendi vatandaşlarınca benimsenmesinin gerekliliğine ve önemine işaret eder.

Tarih, tahayyülü bile mümkün olmayan tedhiş cehennemlerinin çukuruna beşeriyetin nasıl kolayca kayabildiğinin örnekleriyle doludur. Almanya Hitler'in iş başına geldiği günlerde medeniyetin, bilimin ve kültürün zirvesindeydi. Hitler çok büyük bir hatip idi. Ülke dışında kazandığı ucuz zaferler sayesinde Almanya tarihinin en popüler siyasi simalarından biri haline gelmişti. Ülke içinde yürütülen "Hitler devrimi" kendisine duyulan güveni büyük ölçüde artırmıştı. Aile içi geleneksel değerleri restore edip güçlendirmiş, özveri örnekleri pek bol bir meziyet hüviyeti kazanmış, ekonomi güçlendirilmiş, bu sonucun alınmasında askeri harcamalarda yapılan artış önemli derecede etkili olmuştu. Milletin gururu okşanmış, tarihi bir misyonunun bulunduğuna inandırılmıştı. Hitler'in şahsen pek istekli olmasına karşın Alman halkı soykırım taraftarı değildi. Norman Cohn, 1938 senesinde Nazi Partisi mensuplarının %60'lık bölümünün Yahudilere reva görülen muamelelerden rahatsız olduğunu, ancak %5'lik kısmının yapılanları onayladığını, "teröre terörle cevap verilmesinin" gerekliliğini savunduğunu ifade etmektedir. 1942 senesi, soykırım faaliyetlerinin had safhaya ulaştığı yıldır. O sene yapılan bir araştırma, Nazi Partisi mensuplarının ancak %5'lik kısmının Yahudilerin "çalışma kampları"na gönderilmelerini onayladığını, %70'lik kısmının meseleye ilgisiz kaldığını, geri kalanların ise olaylardan üzüntü duyduğunu göstermektedir. Toplumun genelinde tedhiş yanlılarının oranının çok daha düşük olduğu hususu ise su götürmez bir gerçektir. Nazi liderleri, Nazi basınının "Yahudilerin dünya genelinde işleyegeldikleri cinayetlere karşı bir savunma hareketi" olarak nitelediği eylemlerini gerçekleştirebilmek için halkın desteğini arkalarına almak gibi bir gereksinimi duymuş değildirler, "insanlığın tamamını Yahudi zulmünden azade kılmak", "Bünyesinde yer etmiş bulunan Yahudi mikrobunu temizlemek için Alman milletini harekete geçirmek", "Yaşamazsına izin verilemeyecek mikrobu temizlemek" için Almanların onayını almak gerekmemiştir. Hitler'e yapacaklarını yapması için halkın pasif davranması, ilgisizliği, gerçekleri görme hususunda gösterdiği ilgisizliği, kişisel kazançlarını ön planda tutma bencilliği, en büyüğün kendileri olduğu yolundaki iddiaları peşinen kabul etme eğilimi kafi gelmiş, bir süre sonra kapıyı çalacak olan tehlikeyi kimse sezinleyememiştir. Naziler tarafından işlenen cinayetlerle bizim burada inceleyegeldiklerimizin kıyaslanabilmesi bile mümkün değildir. Hitler, bu sahanın tartışmasız en büyüğüdür, Yalnız... Hitler'in yaptıkları karşısında pasif kalmayı tercih edenlerden günümüzde işlenen cinayetlere seyirci kalan bizlerin farklı olduğunu düşünüyorsak, işte o zaman gafletteyiz demektir.

Bizim içinde bulunduğumuz ve Hitler dönemiyle kıyasladığımızda kendimizi şanslı addettiğimiz terör ortamında devlet, düne kıyasla vatandaşlarını güç kullanarak kontrol altında tutma işinde daha az özgürdür, bu nedenle daha ustaca hazırlanmış yöntemlerle hak bildiği hedefe doğru ilerlemek durumundadır. Bağrımızda yetiştirdiğimiz terörizm kültürü güçlü bir yapıya sahiptir. Arz ettiği tehlikelerin anlaşılmasına meydan vermeyecek silahlarla mücehhezdir. Sosyal yaşamın, ekonominin ve politik kurumların bünyesine nüfuz etmiş dudumdadır. Entellektüel kültürün, hatta sokaktaki vatandaşın düya görüşünün bir parçası haline gelmiştir. Eğitim görmüş, toplumun kaymak tabakasında bulunan insanlar arasında sağlam bir yer edinmiş olmasına, karşısında organize bir muhalefetin bulunmamasına rağmen toplumun şartlandırılması ve kontrolü işi tereyağından kıl çekme işi kadar kolaylaştırılabilmiş değildir. Herşeye muktedir değildir, karabasan gibi tüm düşmanlarının üzerine çökebilme gücünden yoksundur. Düşman bildiklerinin kendilerini savunma araçları, reaksiyon gösterebilmek için imkanları vardır. Vietnam Savaşı boyunca halkı olup bitenlere karşı ilgisiz kılabilmek, şimşeklerinden yönetimi ırak tutabilmek için çok çaba harcandı, fakat yeterince başarılı olunamadı. Devletin kendi vatandaşlarından aldığı tepkiler örtülü terörizmin gündeme gelmesine sebebiyet verdi. Su, samanın altından akıtılmaya çalışıldı. Bu tür davranışlar Kongre ve seçkinler tarafından hararetle desteklendi. Buna rağmen yönetimin başını ağrıtmasının önü bir türlü alınamadı.

İmtiyazlı seçkinlerin gerçek manada bağımsız entellektüellerin vücut bulmaya başladığını gösteren belirtiler karşısında dehşete düşmesi, kendilerinin cari doktriner sistem dahilinde keyfini sürdükleri değer yargılarının özüne sadık samimi bir takım kimselerin ortaya çıkması karşısında tedirginlik duyması normaldir. Altmışlı yıllarda öğrenciler arasında başgösteren hareketler karşısında takındıkları tavır, ikiyüzlülüklerini örtme, gerçekleri gözden kaçırma, istismar edegeldikleri değer yargılarının hayata gerçek manalarıyla geçirilmesine engel olma girişimlerinden başka bir şey değildir. Yazarak, çizerek, bağırıp çağırarak bu hareketleri bastırmışlardır. Kurbanlarımıza karşı duyulmaya başlanan sempati bastırılmış, sosyal düzenimizin temelinde var olan yığınla aksaklık tekrar karanlıkların içine itilmiştir. Kızılderililerin, kadınların, zencilerin, mal mülk sahibi olmayan kimselerin politik düzen içinde hak ettikleri yeri almalarına fırsat verilmemiştir. Bu insanlar "unutulmuşlar" arasında kalmaya devam etmiştir. Anayasamızın kaleme alınışının ikiyüzüncü yılını kutlama törenleri müsabetiyle yapılan değerlendirmelerde tarihçiler tarafından "unutulmuş insanlar" olarak nitelendirilen bu insanların "özel çıkarları" çağdaş politikacılar tarafından malzeme olarak kullanılmakta, hakim terör kültürü karşısında kendiliğinden oluşan "karşı kültürleri" kurumsal bir yapıya sahip bulunmamakla birlikte gelecek için umut vaat etmektedir.

Entellektüel bağımsızlığın kazanılmasından ve moral değerlerin bir bütünlüğe kavuşturulmasından daha büyük bir tehlike, bunların sosyal ve politik hayatı biçimlendiren birer araç olmasını mümkün kılacak olan istikrarlı organize bir çerçevenin oluşturulmasıdır. Bu tehlike, halka dayalı organizasyonların gelişmesine engel olma işini imtiyazlı grupların üstlenmesi sonucunu doğurmuştur, imtiyazlıların çıkarları doğrultusunda organize olmuş bir toplumda sosyal düzenin ciddi problemlerinin çözümünü kendine iş edinmiş işçi sendikalarının, özel sektörün ve devletin sultası altında olmayan kitle iletişim araçlarının, kendini toplumun çıkarlarını korumaya adamış grupların, geniş halk kitlelerinin aktif olarak yer aldığı siyasi kuruluşların ve özellikle de partilerin, propaganda perdesinin gerisinde oynanan oyunları görme tutkusuyla yanıp tutuşan bağımsız beyinlerin, milli çıkarlar ve güvenlik adına çevrilen dolapların kapılarını açıp içindeki kirli çamaşırları meydana dökmeyi kendine iş edinmiş maceraperestlerin yeri yoktur. Bu tür gelişmelere fırsat vermemiş bulunan Amerikan demokrasisi, ülke içerisindeki başarısını dışarıya da, özellikle Üçüncü Dünya olarak isimlendirilen kesime de taşımıştır. Bu ülkelerde kapitalizm devlet eliyle yeşertilip geliştirilmiştir. Bağımsız işçi birlikleri ortadan kaldırılmış, çalışan sınıflar baskı altına alınmıştır. Almanya ikiye bölünmüş, doğusu Sovyet blokunun, batısı Batı Avrupa sisteminin içinde eritilmeye çalışılmıştır. Böylece birleşik, merkeziyetçi, ulaşılması zor bir sosyal değişikliğe kendini adamış politize bir işçi hareketinin doğmasına fırsat tanınmamıştır.

Tüm çabalara rağmen A.B.D. vatandaşları yeterince uysallaştırılamamıştır. Oltaya takılmayan, cari düzene muhalif olan çok sayıda insan vardır. Bunların elde ettikleri başarılar sınırlı da olsa son derece anlamlıdır. Eğer bu insanların çabaları olmasaydı Orta Amerika'da yaşanan terör olayları akılalmaz boyutlara ulaşabilirdi, bugünkü seviyesinde kalmazdı. Halkın tamamı bu istikamette harekete geçirilebilseydi terör, peydahlayıcısının kanında boğulabilirdi. Devlet terörü üzerine konulan sınırlamalar, bu uğurda gayret sarfedenlerin bir zaferidir. Özgürlük, demokrasi, adalet için savaş verenlerin elde ettiği başarılar, önlerine çıkarılan engellerin büyüklüğü dikkate alınırsa hiç de küçümsenecek gibi değildir.

Organize olmuş, istikrarlı dayanışma grupları ve bunlara verilen destek sayesinde muhalefet, umutsuzluğun telaffuzu olmaktan çıkıp daha güzel olana çevrilmiş projektörler halini alır. Bağımsız düşünce güçlendirilir, cesaretlendirilir. Beyinler günlük olağan propagandaya karşı korunur, imtiyazlıların uygun gördüklerinin dışında yaşayış biçimleri araştırılır. İnsanlar kendileri için daha uygun olan amaçlar belirleyip bunlara ulaşmak için mücadele verir hale getirilebilirler. Bu tür grupların olmaması halinde bireyler kendilerinin toplumdan tecrit edilmiş olduğu duygusuna kapılıp yarınlarından umudunu yitirebilir. Gördükleri karşısında şaşkınlığa düşüp kendisini güçsüz hissedebilir. Genel çıkarları hemen bir yana bırakıp kendisinden gayrısını düşünmez hale gelebilir. Her gün yaşadıklarından ziyadesiyle memnun olmayanlar, işini pek fazlasıyla sevmeyenler, çevresinde olup bitenleri kontrolü altında bulunduramayanlar sistemin kendilerine verdiklerinden kolayca yüz çevirip imtiyazlı kesimler için bir tehdit unsuru haline gelebilirler. Bu potansiyel tehlikenin önünü alabilmek için bu insanların bize saldırmaya hazır düşmanların varlığına, devletin kendileri bu tehlikelerden koruduğuna, kendi vatanlarının cennet, karşı tarafın cehennem olduğuna inandırılmaları zarureti vardır. Keyfi yerinde olanlar, serveti ve gücü ellerinde bulunduranlar düzenin değişmesine rıza göstermezler, gerektiğinde gerektiği kadar kan dökmenten çekinmezler.

Bizim kendimiz için tayin ettiğimiz standartların nüfuz alanı kendi ülkemizle sınırlı kalmamakta, tüm dünyayı sarıp sarmalamaktadır. Mevcut gücümüz ve zenginliğimiz devam ettikçe bu durum değişmeyecektir de.

320 sayfalık kitabın genel ve hızlı bir özetini içeren bu bölümünü özellikle tercih etmemin asıl nedeni, üstadın bahsettiklerinin biraz fazla tanıdık gelmesiydi. Bu filmi izledik sanki ama...

About me

I'm Enver ALTIN, the only employee at Construia.

Calendar

November 2004
SuMoTuWeThFrSa
  1 2 3 4 5 6
7 8 910111213
14151617181920
21222324252627
282930    

Categories

/ (364)
  articles/ (1)
  books/ (7)
  coffee/ (1)
  debian/ (1)
  events/ (9)
  factsoflife/ (13)
  general/ (8)
  gnome/ (16)
  humor/ (21)
  lkd/ (8)
  management/ (1)
  mobile/ (2)
  mono/ (4)
  music/ (8)
  personal/ (36)
  politics/ (29)
  postgresql/ (4)
  programming/ (12)
  projects/ (2)
  quotes/ (1)
  technology/ (8)
  tips/ (7)
  travel/ (1)
  work/ (13)

Archives

Links

Popular

Talk slides

License

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution 2.5 License.

Miscellaneous

This site is built on the wonders of Pyblosxom, supposed to be W3C XHTML 1.0 and CSS 1.0 compliant, always handcoded using Vim. The server that hosts this site is powered by Debian GNU/Linux.
.O.
..O
OOO