Sevgili Abuzittinciğim, bizim buralarda hayat çok zor oldu. Artık insanlar işlerine bisikletle gitmiyorlar. Üstelik işe gidebilmek için şehrin bir yakasından diğer yakasına gitmek için topraktan çıkarılan katranımsı maddeden üretilen sudan biraz daha kıvamlı bir maddenin dumanını kullanarak tekerleklerini döndüren taşıyıcılar kullanmaya başladılar. Kahvedekiler o sıvıyı Amerikanlardan aldığımızı söylüyorlar, mandaya doğru gidiyormuşuz. Bilirsin, ben pek anlamam bu işlerden...
Abuzittinciğim, yazdığın satırları okurken gözlerim doldu, eski günleri anımsadım. Ne de güzel tırmanırdık vişne ağaçlarına maymun gibi, değil mi? Hani bir gün o vişne ağacına konan bir sakayı sapanla vurmaya çalışan bir iti dövmüştük birlikte, işte o it şimdi benim yanımda çalışıyor. Akıllanmadı salak, her gün dövüyorum. Bil istedim, için rahat etsin.
Mektubunda aklın yolu bir demişsin, nasıl davranacağımı da tahmin etmişsin. Sevgili dostum, benim derdim aklın yolu ile değil.
En münasip yerlerinden öpüyorum.
Sevgiler
