The truth about my life

Fri, 30 Mar 2012

Believe it or not, blogging about this is a // TODO item since 2006.

On June 30, 2006; long before the financial crisis and the acquisition by Oracle, Jonathan Schwartz, then CEO of former Sun Microsystems wrote:

I had lunch with Tony Blair today. (And yes, I have been waiting all afternoon to type that.)

[...]

[The Prime Minister] wanted advice on advancing the United Kingdom's position in Europe for research and development. Nearly everyone in the room referenced Stanford and Berkeley's role in making the Valley attractive - as a source of graduates, to be sure, but more as a revolving door for research, partnership, education, dialog.

[...]

So if you want to attract companies like Sun to your economy, focus on investing in education, in your students, and in your leaders. Focus on educating your policy makers as to why you're committed to education - not to build prestigious institutions, but to invest in progress, academic as well as economic. Focus on the value of broad based talent as a competitive weapon, don't be distracted by cost reducing labor.

All good and dandy; but we actually want to build the next Sun or Oracle or IBM. Calling sharks in by bleeding, like Schwartz assumes that’s what countries around the world want, may not be a good idea after all. A mere source of labor is not what we want to become.

And this made me think for a while, like, 6 years. I've connected a lot of things.

All these funds, incentives and tax exceptions provided by the Turkish government and EU, innovation centers, "technology parks" and campuses within universities; bits and pieces of good ideas that form a nurturing environment are there, but it's not working. It's not a stupid question to ask why.

We need to understand that failing is the default for start-ups, as Paul Graham stated in his article, appropriately titled "Why startup hubs work?", which I will shamelessly quote here:

The problem is not that most towns kill startups. It's that death is the default for startups, and most towns don't save them. Instead of thinking of most places as being sprayed with startupicide, it's more accurate to think of startups as all being poisoned, and a few places being sprayed with the antidote.

Startups in other places are just doing what startups naturally do: fail. The real question is, what's saving startups in places like Silicon Valley?

[...]

In most places, if you start a startup, people treat you as if you're unemployed. People in the Valley aren't automatically impressed with you just because you're starting a company, but they pay attention. Anyone who's been here any amount of time knows not to default to skepticism, no matter how inexperienced you seem or how unpromising your idea sounds at first, because they've all seen inexperienced founders with unpromising sounding ideas who a few years later were billionaires.

[...]

The antidote is people. It's not the physical infrastructure of Silicon Valley that makes it work, or the weather, or anything like that. Those helped get it started, but now that the reaction is self-sustaining what drives it is the people.

It's not working, because Turkey, a mega town indeed, is not sprayed with the antidote. We treat people as if they're unemployed when they start a startup. We pity them. We feel an urge to start a fight with their ideas and methods.

We do these bad things, because the Turkish system of education finally succeeded in creating uniform mediocrity, and anything beyond that scares us. From early years of education, kids are seldom encouraged to work together and collaborate to achieve a common goal. We're given separate tasks to carry on, and we race against each other to finish faster and earlier.

This competitive environment and the mindset that comes along with it creates a dangerous selfish personality. We don't want to help each other. In fact, we depend on everyone else to fail, so we can succeed with least effort, or at least have a feeling of justice and equality.

Very first of all, we have to substitute competition with collaboration. Doing that with a population driven by the scarcity of everything is the main challenge. We have to come and work together for anything, just to learn how to collaborate with each other.

It should be obvious that the only way we stimulate not only growth but progress in our civilization is that we have to invest in better education of generations to come, patiently. Planning better education for future alone is a very hard task, and still it's not enough. We have to begin preparing a friendly environment and shift towards a nurturing and collaborating culture; so it will be okay to try and fail, and perhaps occasionally succeed.

Tue, 27 Mar 2012

Degerli hocam Ugur Ozmen'in blogunda gorup almaya karar vermis fakat ancak birkac hafta sonra almaya firsat bulabilmistim Yekta Kopan'in kisa oykulerden olusan Bir de baktim yoksun adli kitabini.

Uzun sure arabanin icinde Istanbul'u dolastirdiktan sonra Pazar aksami eve getirdim, bakistik karsilikli ama baslayamadim. Bu gece birkac saat evvel iste o sek raki bardagini yarisina kadar doldurup okumaya basladim, bitirmeden de duramadim. Once raki, sonra kitap bitti.

Bu yaziyi da gunlugume yazmak icin sabahi bekleyemedim. 2007'den beri kitaplarla ilgili yazmamisim, bu oyku kitabina kismetmis.

Fri, 23 Mar 2012

Uzun bir aradan sonra LKD ve Pardus hakkında tekrar yazıyorum. Değerli arkadaşım A. Murat Eren'in Google Plus'daki çağrısı üzerine bir grup arkadaş yorumlarını gönderdi, ben de biraz zaman bulup aşağıdaki metni yayınladım. Diğer tüm yorumlarla birlikte benimki de Meren'in derlemesinde yer alıyor, oradan herkesin yazılarını okuyabilirsiniz.

Pardus projesi ile, projede çalışanların bazıları ile projenin başlaması evvelinde aynı şirketlerde çalışmış olmamız, bazıları ile de LKD ve diğer özgür yazılım topluluklarındaki ortak çalışmalarımızda tanıştığım arkadaşlarım olması dolayısıyla bir gönül bağım var.

O zaman da doğrudan özgür yazılım dünyasının içinde değildim, bugün de değilim. Telekomünikasyon ve internet yazılımları sektöründe yazılım çözümleri geliştiriyor ve satıyorum. Geliştirdiğim çözümlerin bazılarını özgür yazılımların üstüne kuruyorum. O zamanlarda yazılımları kendim de geliştiriyordum; bugünlerde daha az yazılım geliştirir oldum.

Pardus projesi en başta Türkiye'de derebeylikleri veya küçük kamplar şeklinde organize olmuş özgür yazılımla kendince oynayıp duran insanları toplayıp aynı hedefe yönlendirerek Türkiye genelinde yaygın şekilde kullanılabilecek bir ürün çıkarma işini LKD hiç denemediği ve hatta bu işe kalkışmadığı için TÜBİTAK'ın bu boşluğu doldururken kâr dahi edilebileceği ihtimalini görmüş olmasından başlamış olabilir. Ortamı görebiliyorum, ama TÜBİTAK'ı asıl eyleme geçirenin gerçekte kim ve ne olduğunu hep merak etmişimdir.

Biz LKD üyeleri olarak böyle bir iş yapacak değildik. Yani LKD dernek olarak kanuni mecburiyet olan finansal takip işlerinin yapılabilmesi için dışarıdan muhasebeci tutmaya bütçe ayırmayı daha yakın zamanda başarabilmiş; yönetim kurulu seçimlerinde bir avuç insanın toplandığı, elini taşın altına gerçekten koymak isteyecek insanların pek az olduğu bir dernektir. Böyle bir işe bugün dahi LKD'nin boyu yetmez.

Pardus projesinin önceliği yeni ve özgün bir dağıtımı en baştan yapmak idi.

O zaman bu devrimsel metod maliyeti ve ilk yaygınlaştırılabilir ürünün piyasaya sürülmesine dek geçecek zamanın uzunluğu dolayısıyla çok riskli ve hatta tehlikeli görünmüştü bana.

Yapısal sorunları çözme maliyetlerinin küresel özgür yazılımcılarla daha hızlı paylaşılacağı paylaşımlı bir model bana daha çekici ve makul geliyordu. O zamanlarda (belki eski arşivlerde, günlüğümde veya arkadaşlarla yazışmalarda vardır) Debian dağıtımı tabanlı, insanların göreceği yerleri ülkemiz görsel ve işitsel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde güzelce boyanmış bir ürünle piyasaya çıkıp halkın ihtiyaçlarına daha erken odaklanmayı daha çekici buluyordum; bence hiç olmazsa o yoldan gidilmeli idi.

Fakat projenin en büyük problemi bence bundan (yani teknoloji ve metod seçimi kaynaklı maliyetlerden) ibaret değildi. Yani ben o zamanlarda öyle sanıyordum, fakat birkaç yıl önce öyle olmadığını açıkça görebildim. İnsan yaşı ilerledikçe biraz akıllanıyor herhalde, o zaman görememiştim.

Bence en büyük problem projenin hedef kitle seçimini daha ilk günden hatalı yapmak idi; daha o zamandan projenin akıbeti belli idi.

Mühendislerden oluşan bir ekip kolayına kaçıp "herkes" deyiverdi galiba. Üretilecek bir ürünün toplumun eline geçerek, toplumun elinde değer yaratmasını sağlayacak adama pazarlamacı denir ve o da hedef kitleyi belirler. O adam proje ekibinde yoktu, o vazifeyi de kimse üstlenebilmiş gibi görünmüyordu. TÜBİTAK da mühendislik odaklı bir organizasyon olduğundan mühendislerin yaptığı bu hatalı "herkes" hedef kitlesi seçimini çok yadırgamamış olabilir. Pazarlama konusunda yeterince iyi bir insan proje ekibinde en baştan bulunsaydı muhtemelen ortaya çıkacak ürün "masaüstü bilgisayarlarda çalıştırılacak herkesin kullanabileceği bir Linux dağıtımı" yerine; belki de, "Türkiye'de yaşayan, Türkçe konuşan, 10 yaşından büyük ilköğretim ve lise öğrencileri tarafından eğitim ve eğlence amaçlı kullanılacak bir eğitim, öğretim ve iletişim sistemi" olurdu. Tabii benim bu kadarcık aklı edinebilmem için çok badireler atlatmam gerekti.

Biz girişimcilerin bu Pardus tecrübesinden ve dünyadaki benzer örneklerden edinebileceğimiz çok tecrübe var. En önemliden başlayarak, sırası ile saymak gerekirse:

  • "Milli" veya "Ulusal" sözcüklerinin bir yerine yapıştığı özgür yazılım projeleri sonunda başarısız oluyor. Brezilya, Çin, Kore, İspanya başarısız örnekleri var. Başarılı örnek benim bildiğim yok. Doğumuna milliyetçiliğin veya ulusalcılığın sebep olduğu projeler çok hızlı değişen ve gelişen küresel özgür yazılım (ve teknoloji) dünyasını sadece takip etmekte bile hantal ve hatta finansal olarak güçsüz kalıyorlar; önüne geçip gelişimin bayraktarı olmayı konuşmuyorum bile. Bilginin milliyeti veya ulusu olmayacağını Pardus (veya eski adıyla Uludağ -- Ulusal Dağıtım) projesi başladığında da biliyorduk zaten ama, işte ne yaparsın, basiretimiz bağlandı herhalde. İçimden bir ses milli/ulusal kaygı ile başlayan çoğu projenin eninde sonunda başarısız olacağını söylese de, bu iddiayı sürdürecek ve analiz edecek bilgiye sahip değilim.
  • Yapılan işten bağımsız olarak, pazarlama fonksiyonu fikrin doğumundan itibaren orada bulunmak zorunda.
  • Yanlış hedef kitle seçimi öldürür. Kitle seçimi hakkında alfabe için: http://en.wikipedia.org/wiki/Target_audience
  • Projenin en başında başarının ne olduğunu iyi tanımlamak gerek. Örnek: Ubuntu #1.
  • Özgün olmak başarı kriteri değildir. Başarılı olduktan sonra övünülebilecek bazı şeylerden biri olabilir, ama bir kriter değildir.

Başkalarının ne ders çıkaracağını bilemem, ben kendime bunları çıkardım.

Pardus'a dair en doğru şey sanırım tertemiz kalpli, pırıl pırıl, çok yetenekli ve çok hevesli insanları bir araya toplamaktaki başarısı idi.

Pardus projesinin özgür yazılımların ülkemizde kullanılabilirliğini biraz artırmaya katkısını ve başarısını kabul etmekle birlikte; dünyanın geri kalanına kayda değer bir katkı sağlayabildiğine inanmıyorum.

Son olarak LKD'nin amaçlarına yadsınamaz katkılar yaptığını, ülkemizdeki özgür yazılım topluluğunun her ferdinin, hiç olmazsa bu değerli katkılar sebebiyle yolu Pardus projesinden geçmiş herkese minnettar olması gerektiğini düşünüyorum. Ben kendi adıma minnettarım.

About me

I'm Enver ALTIN. I'm from the other side of the river.

Calendar

March 2012
SuMoTuWeThFrSa
     1 2 3
4 5 6 7 8 910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Categories

/ (398)
  articles/ (1)
  books/ (8)
  coffee/ (1)
  construia/ (2)
  debian/ (1)
  events/ (13)
  factsoflife/ (15)
  general/ (9)
  gnome/ (16)
  humor/ (21)
  lkd/ (9)
  management/ (1)
  mobile/ (6)
  mono/ (4)
  music/ (8)
  personal/ (47)
  politics/ (31)
  postgresql/ (4)
  programming/ (12)
  projects/ (2)
  quotes/ (3)
  technology/ (10)
  tips/ (7)
  travel/ (2)
  work/ (13)

Archives

Links

Popular

Talk slides

Other stuff

License

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution 2.5 License.

Miscellaneous

This site is built on the wonders of Pyblosxom, supposed to be W3C XHTML 1.0 and CSS 1.0 compliant, always handcoded using Vim. The server that hosts this site is powered by Debian GNU/Linux.
.O.
..O
OOO