The truth about my life

Wed, 22 Jul 2009

Eğer herkesin konuştuğu ama çok az insanın harekete geçtiği bir konu varsa o da beklenen Marmara depremidir. Ülkemizdeki tüm jeofizikçilerin üzerinde anlaştıkları bir konu daha varsa o da, yine, beklenen Marmara depremini bugün orta yaşlarda olan herkesin yaşayacağıdır. 17 Ağustos 1999'daki Gölcük depreminin üzerinden neredeyse 10 yıl geçti. Internet üzerinden erişebildiğim bilgilerle bu konuda neler yapıldığını hızlıca özetlemek ve bazılarını detaylandırmak istiyorum:

  • TBMM, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından hazırlanan yapı denetimi yasasını onayladı.
  • Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü kendilerine ait yol, köprü ve viyadüklerden zayıf olanları tesbit etti ve güçlendirme çalışmalarına başladı.
  • Milli Eğitim Bakanlığı kendilerine ait okul binalarını denetleyip bazılarını tamamen yıkmak, bazılarını da onarmak suretiyle depreme karşı güçlendirmeye çalışıyor.
  • Benzer bir çalışmanın Sağlık Bakanlığı tarafından da yapıldığını haberlerde gördük, kendilerine bağlı hastane ve sağlık ocağı binalarını depreme karşı denetliyorlar ve gerekli gördüklerinde güçlendirme çalışmaları yapıyorlar. Ayrıca deprem sonrasında ihtiyaç duyulacak sağlık hizmetlerinin büyüklüğünü öngörmeye çalıştıklarını, buna göre planlama yaptıklarını çeşitli haberlerde duyduk.
  • Adalet Bakanlığı da kendilerine ait adliye sarayı ve mahkeme binalarını denetliyor, gerekli gördüklerinde onarım çalışması yapıyor. Ayrıca İstanbul'da oldukça merkezi yerlerde devasa boyutta birkaç adliye sarayı inşaatı sürüyor, tamamlandığında çeşitli adli birimler buralara taşınacak.
  • 7 Temmuz 2003'de İstanbul Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi'nin ortak çalışması olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan İstanbul Deprem Master Planı oldukça kapsamlı bir yol haritası ve değerli tavsiyeler içeriyor. Bu belgedeki çeşitli şekil ve haritalardaki veriler muhtemelen İBB tarafından kasıtlı olarak bozulmuş ve okunamaz halde. Basit bir teknik hataya benziyor, belgenin daha net haline ulaşmaya çalışacağım.
  • Üniversitelerde deprem araştırmaları ile ilgili kadrolar ve bütçeler imkanlar elverdiğince (çevre yeşillendirme, çiçek dikimi vb. ihalelerden artan paralar kadar herhalde) artırıldı; ilgili bölümlere alınacak öğrenci sayıları da kısmen artırıldı.
  • Boğaziçi Üniversitesi'ne bağlı Kandilli Rasathanesi ve Avea İletişim Hizmetleri A.Ş. tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen bir proje kapsamında Marmara'da çeşitli noktalara yerleştirilen sismograflar kurularak ve gerçekleşen çok sayıda hafif şiddetteki depremin farklı coğrafi noktalara etkisi izlenerek toplanan verilerle biraz daha detaylı bir zemin dayanıklılık haritası çıkarıldı. Kanımca en değerli araştırma projelerinden biriydi.
  • İstanbul Teknik Üniversitesi'nden Prof. Dr. Naci Görür'ün de katıldığı bir proje kapsamında Marmara Denizi tabanına çeşitli sensörler yerleştirildi ve bir denizaltı kullanılarak konuyla ilgili akademisyenlerin fay hattına mümkün olduğunca yaklaşarak gözlem yapmaları sağlandı. Bu çalışmadan sonra Naci Görür bir kitap yayınladı ve izlenimlerini halkla paylaştı.
  • Başbakanlık Toplu Konut İdaresi (TOKİ)'nin çeşitli inşaat ve finans şirketleri ile yaptığı işbirliği sonucunda çok sayıda kentsel dönüşüm ve toplu konut projesi gerçekleştirildi; bazılarının inşaatı devam ediyor.
  • Genelkurmay Başkanlığı aynı şekilde askeri tesislerin denetlenmesini sağladı, zayıf olduğu tesbit edilen binaların güçlendirilmesini sağladı ve ayrıca muhtemel bir depremin sonrasında Marmara bölgesinde silahlı kuvvetler tarafından gerçekleştirilecek enkaz kaldırma, arama ve kurtarma faaliyetlerinde ihtiyaç duyulacak kaynakları saptayarak oldukça detaylı bir lojistik planı çıkardı. Bütçesinin büyüklüğü de göz önüne alınırsa muhtemel depreme en hazır kuruluş silahlı kuvvetler gibi görünüyor.

Türkiye ekonomisinin kalbi konumundaki İstanbul aynı zamanda ülke nüfusunun da kabaca 15% kadarını barındırıyor. Muazzam bir nüfus yoğunluğu dengesiz gelir dağılımı ve işsizlikle birleşince ortaya çıkan sorunların başında barınma geliyor. Sosyal devletin sağlamaya talip olduğu eğitim, sağlık ve ulaşım hizmetlerinde yaşanan türlü aksaklık da bu durumdan besleniyor ama muhtemelen en büyük dert barınma.

Hepimizin bildiği üzere geçmişte siyasi sebeplerle yapılmış çok fazla yanlışlık var. Hazine arazilerinin göçle gelen halk tarafından yasa dışı işgaline özellikle seçim dönemlerinde oy karşılığında göz yumulması ve hatta desteklenmesi hızla organize bir sıkıntı haline gelmiş. İşgal edilen tapusuz bölgelere ulaşım, elektrik, su, doğalgaz sağlanmış; ruhsatsız ve denetimsiz inşa edilen çok sayıda binanın varlığına göz yumulmuş. Bu sorunlar sonradan "kitabına uydurularak" çözülmüş gibi duruyor.

Bunlar ve ayrıca yasal boşluklardan dolayı Marmara Bölgesi'nde ve İstanbul özelinde çok sayıda denetlenmemiş bina var. O kadar ki, toplam sayıları konusunda dahi ancak tahmin yürütebiliyoruz, Deprem Master Planı'ndaki Topoloji İhalesi verilerine göre İstanbul'da 3,400,000 kadar toplam bina var. Bu binaların çok önemli bir bölümü yapı denetimi yasasından önce inşa edildiğinden depreme karşı dayanıklılıkları konusunda pek fikrimiz yok.

Devlet hazır mı?

Kamu hizmetlerindeki hummalı çalışmaya bakılırsa en genel ifadesi ile devlet muhtemel Marmara depremine hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyor. Kamu tarafından sağlanan temel hizmetler olan ulaşım, eğitim, sağlık ve adalet hizmetlerinin mümkün olan en az düzeyde kesintiye uğrayacağını umuyoruz. Ancak umabiliyoruz, çünkü ülkemizde devlet henüz tam olarak saydam değil; devlet ile ilgili tüm bilgiler henüz kamuya açık değil. Kendi adıma kamuda çalışan yöneticilere güvenmek istiyorum çünkü olası bir kabahatin (cezası o kadar olmasa bile) vebali çok büyüktür.

Toplu konut projeleri

1999'daki Marmara depreminden çok önce, 1984 yılında kurulmuş olan TOKİ'yi benzer faaliyetlerle çok sayıda yatırım kuruluşu/inşaat şirketi işbirliği izledi. Genellikle depreme karşı zemini diğer semtlere göre daha güvenilir olan bölgelerde çok sayıda toplu konut projesi başlatıldı. 1999'dan sonra inşaatına başlanan projelerin tümü TBMM tarafından çıkarılan yapı denetimi yasasına uygun olarak inşa edildi, bu yasaya tabi kuruluşlar tarafından denetlendi ve dayanıklılıkları belgelendi.

Bugün devasa toplu konut projeleri yalnızca devlet eliyle değil, özel sektör tarafından da gerçekleştiriliyor. Projeler gelir düzeyi göreceli olarak yüksek halk tarafından büyük rağbet görüyor; konutlar şehir merkezlerinin kısmen dışında bulunmalarına rağmen daha yeni ve kullanışlı olduğundan, daha iyi planlanmış sosyal olanakları sebebiyle tercih ediliyorlar.

Plansız gelişim alanları

Yine İstanbul Deprem Master Plan'ına göre İstanbul'daki toplu konutlarda nüfusun yaklaşık %23'ü yaşıyor, yani kabaca 2 milyon kişi. Geri kalan binalarla ilgili veriler ise yaklaşık şöyle:

  • %80'inin iskan ruhsatı yok, bu sebeple bina güçlendirme işlemleri açısından ciddi bir hukuksal sorun var.
  • Yasadışı yapılaşmış binaların oluşturduğu alan toplam inşaat alanının %32'sini oluşturuyor.
  • Bu %32'lik alan içerisinde toplam binaların %45'i bulunuyor; ayrıca ağır hasarlı olduğu bilinen binaların da %38'i bu alanda yer alıyor.
  • Bu alanlarda toplam nüfusun %47'si yaşıyor.
  • Islah planlarıyla yasallaştırılmış olan bu binalarda planlara aykırı olarak sonradan yapılmış eklentiler (kaçak katlar), izinsiz değişiklikler (yer açmak için taşıyıcı öğelerin kesilmesi) ve yapı güvenliğini azaltan kullanımlar (yanıcı/patlayıcı madde depolaması, aşırı rezonanslı imalat işleri) oldukça yaygın.
  • Bu alanlarda genellikle düşük gelir grubu yaşıyor, bu sebeple bırakın güçlendirmeyi, yapıların denetlenmesi için dahi kaynak ayrılması oldukça güç. Afet riskini azaltmak için yapılacak operasyonlarda çok sayıda mülk sahibi ile muhatap olunması, uzlaşmaların sağlanmasını güçleştiren bir husus.
  • Binalar genelde ekonomik ömrünü tüketmiş, fiziksel ömrünü ise kalite düşüklüğü sebebiyle erken tamamlamış durumda. Bu sebeple bu bölgelerde kira ve satış bedelleri düşüş eğiliminde.

Garip bir şekilde halk devletten bir beklenti içerisinde. Binalar üzerinde bulundukları arsalarla birlikte bireylere veya ticari kuruluşlara ait oldukları halde bu binaların denetlenmesi veya güçlendirilmesinin devletten beklenmesinin muhtemelen cehaletten başka bir açıklaması yok. Galiba genç Cumhuriyet henüz Osmanlı'dan kalan teba algısının üstesinden tam olarak gelemedi, bunda gelir dağılımındaki düzensizliklerin ve bu düzensizliğin oluşmasında büyük payı olan devlet yönetimlerinin de hissedilir payı olduğundan bu iş içinden çıkması oldukça güç bir sarmal.

Yasadışı gelişmekte olan plansız alanlar

Raporda oldukça çarpıcı bir bölüm daha var, müsaadenizle paragrafı ve verileri aynen aktaracağım:

Su toplama havzaları, Boğaziçi ön görünüm bölgeleri ve genelde TEM otoyolunun kuzeyinde gelişmekte olan alanlar bu sınıflamaya giren en temel örneklerdir. Özellikle su toplama havzalarındaki yasadışı gelişmeler metropoliten alanın tümü için bir tehdit oluştururken, bir dünya mirası olan Boğaziçi alanının da benzer gelişme baskıları ile karşı karşıya olması doğal değerlerin korunması açısından bir diğer tehdit alanını oluşturmaktadır.
  • Bu alanlar İstanbul’daki toplam yapılanmış alanın yaklaşık üçte birini, yani %22’sini (185090 Ha), oluşturmaktadır.
  • Yasa dışı yollardan yapılanmış alanlarda toplam nüfusun %20’i (1750000 kişi) yaşamaktadır.
  • İstanbul’daki yapıların %20’si (145000) ve ağır hasarlı yapıların %21’(10620)i bu alanlardadır.
  • Sonradan yapılmış eklentiler (kaçak katlar), izinsiz değişiklikler (yer açmak için taşıyıcı öğelerin kesilmesi) ve yapı güvenliğini azaltan kullanımlar (yanıcı/patlayıcı madde depolaması, aşırı rezonanslı imalat işleri) bu alanlarda da oldukça yaygın.

Merak eden yok mu?

Halkın bir kısmı merak ediyor; oturdukları binaların depreme karşı dayanıklı olup olmadığını öğrenmek istiyorlar. Kaç kişi/bina oldukları, gelir düzeyleri veya binaların kendilerine ait olup olmadığı konusunda oldukça az bilgi var.

Binaların dayanıklılık durumunu merak eden birileri daha var. Ülkemizde son yıllarda konut alımı sırasında kredi kullanılması oldukça yaygınlaştı; bankalar ipotek karşılığı verdikleri konut kredilerinde sözkonusu konutun sigortalanmasını şart koşuyorlar. Ancak binaların deprem karşısındaki riskleri belirsiz olduğu için sigorta primi ödemelerinin tutarlarını doğru biçimde tesbit edemiyorlar. Diğer bir deyişle, sigortaladığınız eviniz depreme karşı dayanıklı değilse bile aynı semtteki depreme karşı dayanıklı bir başka ev ile aynı sigorta primini ödüyorsunuz; burada bir adaletsizlik var. Bu sebeple sigorta şirketleri de aslında bu binaların dayanıklılık durumunu merak ediyor.

Yapı denetimi nasıl yapılıyor?

Bu konuda bir uzman değilim, hayatımda hiç yapı inşaatı veya denetimi yapmadım, bu sebeple burada okuduklarınızın hepsi veya bir kısmı doğru veya yanlış olabilir. Eğer daha doğru bilgilere sahipseniz ve benimle paylaşırsanız bu bölümü düzelteceğim.

Bu konuda çalışan arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla yapı denetimi sırasında uygulanan teknikler günümüz bilgi çağı için biraz ilkel.

Çekiç ve inşaat çivisi gibi basit bazı el aletleri ile binanın çeşitli noktalarından numune beton parçaları alınıyor ve bu numunelerle binanın inşaası sırasında kullanılan malzemenin kalitesi saptanmaya çalışılıyor. Ayrıca numunelerden binanın zaman içerisinde ne kadar zarar gördüğü de tesbit ediliyor.

Buradan elde edilen bilgilerle binanın bulunduğu zeminle ilgili bilgiler ve bina ölçüleri birleştirilerek statik hesaplamaları tekrar yapılıyor; olası bir depremin etkileri öngörülmeye çalışılıyor. Çeşitli hesaplamalar sonrasında binanın çeşitli yönlerden gelecek kuvvetli etkilere karşı dayanabileceği sınır tesbit ediliyor. Ancak bu sınır beklenen depremin muhtemel kuvvetinden ve bu kuvvetin o zemin üzerindeki etkisinden yüksek ise binanın depreme dayanıklı olduğu söylenebilir.

Aksi takdirde sözkonusu bina risk taşıyor demektir. Depremin büyüklüğüne göre ağır hasar alabilir, tamamen çökebilir, şeklini kaybedebilir veya kısmen yıkılabilir. Her durumda can kaybı ve yaralanmalar kaçınılmaz olur.

Uzun yıllar yüksek teknolojiye sahip sistemlerle çalıştığım için bu hayli basit test ve kısmen somut verilere, kısmen tecrübeye dayalı hesaplamalar bana çok da güvenilir gelmiyor; hem zaman hem de harcanacak kaynaklar açısından verimli görünmüyor. Yüksek teknolojinin bu konuda sağlayabileceği çeşitli olanaklar olduğunu düşünüyorum; binalar üzerinde yapılacak testlerin çok daha kısa sürede, verimli bir şekilde, çok daha ucuza ve mümkün olan en az hata payı ile yapılacak şekilde geliştirilebileceği kanısındayım. Mars'a robotlar gönderebilen insan neslinin geldiği son nokta bu olmamalı.

Yok mu derdimize bir derman?

Aslında defalarca adını andığım Deprem Master Planı oldukça kapsamlı bir şekilde yapılacakları açıklıyor, değerli hocalarımın ve bu konuda çalışan herkesin eline sağlık. Öneriler o kadar kapsamlı ki, yasal değişikliklerden, kurumların ayrı ayrı görevlerine, uzun ve kısa vadeli devlet politikası değişikliklerine kadar her konuya detaylı olarak değinilmiş. Ancak bu konuda halka da oldukça fazla iş düşüyor. Bu 1344 sayfalık belgeyi herkesin okumasını beklemiyorum ve hatta halktan çok az insanın okuyacağı kanısındayım.

Oturduğumuz binaları bir anda gelip sağlamlaştıracak bir sihirli değnek yok.

Halk neden hemen harekete geçmiyor?

1999 depreminden bu yana 10 yıl geçti. Halkımızın gelir düzeyi daha yüksek olsaydı, daha eğitimli ve daha sağduyulu olsaydık ilk iş kendimize bu işten anlayan birilerini bulur içinde yaşadığımız evlerimizin sağlamlığından emin olurduk. Bu işi yapan insanların kapılarında uzun kuyruklar olurdu. Olmadı. Neden olmadı? Naçizane araştırma ve tecrübelerimin sonucunda bulabildiğim ve görebildiğim sebepleri daha önemli olanlar üstte olacak şekilde sıraladım:

  1. Binaların yapı denetimi yapılsa dahi halkın önemli bir bölümü muhtemelen depreme dayanıksız olduğu tesbit edilecek olan binaları tahliye etmek için yeterli finansal güce sahip değil. Yeni bir ev satın almaya veya oturdukları binaları güçlendirmeye yetecek gelir düzeyine sahip değiller.
  2. Kat mülkiyetine dayalı olarak paylaştırılmış apartmanlarda her bir dairenin sahibi belli; ancak bir bütün olarak binaya kimse sahip değil. Bu binaların çoğunda tayin edilmiş bir apartman yöneticisi de yok. Bu şekilde paylaşılmış binaların depreme dayanıklılığının denetlenmesini zorlayan herhangi bir yasa görebildiğim kadarıyla olmadığı için insanlar ortak bir karara varamıyorlar. Binada oturanlardan bir tanesi dahi ödeme yapmaya yanaşmazsa sağlamlık denetimi fikri rafa kaldırılıyor.

  3. Yapı denetim şirketlerinin eski binaları denetlemek için verdikleri fiyatlar bugünlerde 3000 YTL'den başlıyor. Bu fiyatlar yalnızca denetlemek için biraz yüksek.
  4. Bir yapı denetim şirketi bulmak ve seçmek dahi bir iş. Farklı fiyatlar, farklı şekillerde yapılan testler var. Görünüşe bakılırsa bir standart yok, hangi testin doğru olduğu da muğlak. Binasının denetlenmesini isteyen insanlar kime gideceklerini bilmiyorlar.
  5. Yapı denetim şirketlerine güvenilmiyor. İnsanlar bu şirketlerin inşaat şirketleri ile anlaşmalı olduklarından; bina sağlam olsa bile “çürük” raporu vererek bu işten daha fazla gelir elde etmeye çalıştıklarından şüpheleniyor.

Sebepler daha uzayıp gider ama, önem sırasına göre bakılırsa liste muhtemelen böyle.

Halkı harekete geçirmek

Bu konuda yapılabilecek birşeyler olduğunu düşünüyorum, biz sokaktaki insanların da bu konuda birşeyler yapabileceğini düşünüyorum. Bu konuda çok çeşitli fikirlerim vardı:

  • Yapı denetim şirketlerini bir birlik kurmaya zorlamak ve toplu indirimlerle yapı denetim fiyatlarını eski binalar için aşağı çekmeye zorlamak aklımdakilerden biri.
  • Gönüllülerin katılacağı bir vakıf kurup, belki yapı denetimi işindeki en temel maliyetlerden olan insan kaynağını gönüllülere yüklemek, tüm işlerin takibini vakıf içerisinde yapmak ve şirketlerden yalnızca zorunlu olduğunda vakıf yoluyla hizmet satın almak; vakfa gelir kaynağı olarak bağış toplamak, medyada bilinirlik yaratmak gibi şeyler düşündüm. Bu gönüllüler ilgili bölümlerden üniversite öğrencileri ve öğretim üyeleri olabilir sanki.
  • Gönüllü öğrenciler/uzmanlar tarafından yerinde yapılan incelemeler ve numune alma işlemi sonrasında konusunda uzman öğretim üyeleri tarafından yapılacak testler ve hesaplamalarla bir rapor oluşturulur; vakıf yönetimi tarafından onaylanarak sonuçlar denetim talebi yapana bildirilir. Ayrıca yapılan denetimlerin sonuçları bölge genelinde bir risk haritasının oluşturulmasını sağlamak üzere veritabanına kaydedilir.
  • Finans, sigorta, inşaat şirketleri ile görüşmeler yapılarak sponsorluk veya hibe yoluyla vakfa destek olmaları sağlanır. Yeterli destek sağlanabilirse vakıf tarafından yapı denetim hizmetleri ücretsiz olarak verilir, eğer sağlanamazsa vakfın çalışmalarını idame ettirebilmesi için yeterli mümkün olan en düşük maliyet belirlenir ve belirlenen maliyet vakfın hizmetlerinin tanıtımı ile birlikte duyurulur.

Belki hayallerim havalarda uçuyor biraz ama, görebildiğim kadarıyla halkın tüm kaygılarına en kapsamlı çözüm, kar amacı gütmeyen bir organizasyon, yani bir vakıfla getirilebiliyor. Bir vakfın her türlü kuruluştan destek alması, bir şirketler birliğine kıyasla hayli daha kolay olduğu için hedefe en kısa sürede bu şekilde ulaşılabileceğini düşünüyorum.

Vakfı kim kuracak?

Konuyla en az ilgili kişi olsam dahi, eğer kimse kurmazsa vallahi ben kuracağım. Çeşitli sektörlerde çalışmış değerli dostlarımla son birkaç ayda bu konuyu bolca tartıştık, yapılabilecekleri belirlemeye çalıştık. Yapılacak işlerle ilgili birkaç adım dahi attık.

En kısa zamanda işin doğrudan içinde olan; ülkenin önde gelen inşaat mühendisi, mimar ve jeofizik mühendisi akademisyenleri ile temas kurmaya ve düşüncelerimi anlatmaya çalışacağım. Eğer yeterli desteği görebilirsek (sahaya çıkıp elini kirletecek, binalardan numune alacak yeterli gönüllüye ulaşabilirsek) maddi destek sağlayabilecek veya sponsor olabilecek iletişim, finans, sigorta, inşaat sektörlerinden şirketlerle görüşmeye ve maddi destek edinmeye çalışacağım. Buraya kadar gelebilirsek basın ve yayın kuruluşları ile görüşüp tanıtım desteği bulmak gerekecek. Sonra gönüllüleri organize etmek, sahadan veri toplamak, testleri yapmak, raporlar hazırlamak, veritabanı çıkarmak... Çok iş var.

Bu faaliyetin tümünün bir organizasyon işi olduğunu; Türkiye'de en çok eksikliğini hissettiğimiz becerilerden biri olan büyük resmi görerek tarafları organize etmek, bir tek hedefe yönlendirmek olduğunu düşünüyorum. Ne yapabileceğimiz konusunda bir fikrim yok, nereye varacağını, hangi kaynakları elde edebileceğimizi, ne kadar zaman alacağını da kestiremiyorum. Tek bildiğim herkesin desteğine ihtiyaç duyduğum.

Nasıl destek olacağız?

Aylar önce bu konuda bir e-posta grubu oluşturdum. http://groups.google.com/group/beklenenmarmaradepremi adresinden gruba ulaşabilirsiniz. Eğer yapabileceğiniz birşeyler olduğunu düşünüyorsanız lütfen gruba üye olun, düşüncelerinizi paylaşın. Bu yazıyı yayınladığım günlük sayfasının adresini tanıdığınız insanlarla paylaşın, ulaşabildiğiniz herkese bildirin.

Umarım hala yeterince zamanımız vardır.

Saygılar, selamlar.

Mon, 20 Jul 2009

Davut Topcan (read: Da-vooth Top-djan) is a long time friend of mine and before I go depths discussing what he's doing or why it's important I'd like to tell you how we got to know each other. Back in January 2004 when I was working at a software consulting company, namely FrontSITE, one of our focus areas was providing support for free software products and Linux-based operating systems.

We enjoyed what we did, and we had the office at the heart of the Istanbul at our disposal. Murat Koç and I decided to organize a small hacking workshop, tell about it in some mailing lists, invite everyone and do something useful together. For the first gathering we needed some low hanging fruit and it was obvious to both of us: internationalization, but what? I insisted on GNOME, and that's what happened. Looking at the archives, we were about 10 people, and one of them was Davut - a bright and young junior software developer.

Second gathering never happened. I left FrontSITE at the end of May 2004 and we lost contact with some of the people at the i18n event. Fast forward to a few years and companies I worked for, I stumbled upon Davut's blog. There were some very unpleasant news. He was diagnosed with stomach cancer, he was receiving chemotherapy for some time and he was blogging pretty detailed information about his experience throughout the process of diagnosis and therapy. He appeared to be mentally stable but emotionally vulnerable. I'd probably be much worse if I were to walk in his shoes, I have to admit. I contacted him and tried to keep in touch for a while.

Did I tell you that he's into some extreme sports? We lost contact again. In the meantime his chemotherapy was completed. He recovered from the side effects quickly and got on his motorbike on a highway and he survived a crash and they took him back to the hospital again -- for a different reason. Fast forward some months again, and he contacted me to tell that the cancer came back. He was receiving the second round of chemotherapy -- slightly better drugs and less side effects this time.

Neither cancer nor a bike crash can kill him, he completed the second round a couple weeks ago. Going through the process he discovered that #1 asset towards beating cancer is positive thinking and good morale. He witnessed how some patients receiving chemotherapy are leaving their daily life and becoming lonely people. Also he is one of those who keep it up. You don't just win a fight against cancer, you win a chance to live your life healthy.

Now he's doing something unique, at least in Turkey: he's determined to get in touch with thousands of cancer patients around the beautiful country of ours. He's going to interview them, learn about their experience, monitor their progress and let us know about their needs; so maybe we as a community can help. He's an active blogger and we'll be able to watch those interviews on the net. I don't really like the name, "[they're] not alone, no matter what" is what he calls the project.

I will keep an eye on the news, and I thought I'd share the love with you. Thanks for reading.

Tue, 07 Jul 2009

Please, go see it for yourself: http://www.construia.com/ is the homepage of an Istanbul-based startup company I've been busy building for the last 8 months, finally out of stealth! I promised to tell more about it on my blog, and I'd like to fulfill the promise now by lazily copying over from the website:

Focused on delivering unique solutions to longstanding and disturbing telecommunications operator network problems, Construia is an innovative startup private company founded late 2008 by the sole investor and managing director Enver ALTIN in Istanbul, Turkey.

We innovate in many areas mainly related to mobile devices and networks, including but not limited to mobile messaging (SMS, MMS, Instant Messaging), software development for Mobile Handset Platforms, Voice/Video over IP and other value-adding services.

All 4 of the initially launched products of Construia are valuable add-ons for mobile network operators who already provide Multimedia Messaging (MMS) service. Our hope is that these add-ons will make everyone happy by pushing revenues further up, increasing subscriber loyalty and generating new marketing opportunities.

Although our primary business plan is product-oriented, we know that ideas for good products come out of good services. We'll be providing a colorful umbrella of services, fulfilling needs of everyone in the mobile industry. For network operators we'll be doing integration projects and consulting services; while mobile marketing people will enjoy our software development services targeting mobile phones.

We operate as an application service provider (ASP) for those who want to build mobile messaging services tightly integrated with network operators -- this is you, if you badly need to build something which sends and receives SMS or MMS messages interactively. We'll guide you through the whole process, and you can rest assured that we'll do all hardware, software and network connectivity for you very quickly. We design things that just work.

There will be a few more product launches soon, but it's not all there is to it. We'll be partnering with giants for a broader vision we have. Great times ahead, I'll keep you posted with more leakage. Thanks for reading.

About me

I'm Enver ALTIN. I'm from the other side of the river.

Calendar

July 2009
SuMoTuWeThFrSa
    1 2 3 4
5 6 7 8 91011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

Categories

/ (398)
  articles/ (1)
  books/ (8)
  coffee/ (1)
  construia/ (2)
  debian/ (1)
  events/ (13)
  factsoflife/ (15)
  general/ (9)
  gnome/ (16)
  humor/ (21)
  lkd/ (9)
  management/ (1)
  mobile/ (6)
  mono/ (4)
  music/ (8)
  personal/ (47)
  politics/ (31)
  postgresql/ (4)
  programming/ (12)
  projects/ (2)
  quotes/ (3)
  technology/ (10)
  tips/ (7)
  travel/ (2)
  work/ (13)

Archives

Links

Popular

Talk slides

Other stuff

License

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution 2.5 License.

Miscellaneous

This site is built on the wonders of Pyblosxom, supposed to be W3C XHTML 1.0 and CSS 1.0 compliant, always handcoded using Vim. The server that hosts this site is powered by Debian GNU/Linux.
.O.
..O
OOO