Futbol ve politika genellikle birarada işliyor birçok ülkede; modaya uyup öyle devam edeyim. Futbolla ilgisi olmayan, hatta takım dahi tutmayan biri olarak tamamen meraktan kupa kaç para eder diye sorsam kaç Fenerbahçe taraftarı alınır acaba?
Genelde sıcak konulardan bahsetmeyi pek sevmem, ama şimdi kaçınılmaz oldu. Ülkemde bugünlerde zoraki bir seçim havası var. Türk Silahlı Kuvvetleri ile oldukça sıkı ve köklü bağlara sahip gibi görünen Atatürkçü Düşünce Derneği'nin büyük illerde bayrağını salladığı protestoları hukuku eline yüzüne bulaştırmak suretiyle ziyadesiyle hakeden AKP'nin benim görebildiğim en ilginç yanı oldukça iyi bir ekip oyunu oynuyor oluşları. Yoksa ülkemin kaynaklarının yandaşlara eşit dağıtılması konusunda Demirel, Çiller ve Yılmaz hükümetlerinden pek geri kalmıyorlar, ama ben bambaşka bir noktaya değineceğim.
Temmuz'da yapılacak genel seçimlerin sonucunu tahmin etmek biraz daha güçleşti, çünkü sağlı sollu birlik haberleri alıyoruz bugünlerde. Muhalefet etmeye had safhada alışmış Baykal ile pek bir efendi insan Sezer dahi bir yolunu bulup anlaştılar. Ağar ile Mumcu da anlaşmışlardı. Bu gelişmeler yalnızca temsili demokrasinin işlemesine yaramış gibi görünüyor. Biraz daha fazla insan TBMM'de temsil edilecek. Özetle, politikacılar halkın önüne karışık bir oy pusulası konmaması gerektiğini idrak etmişler gibi görünüyor. İnsan seçmeninin kafasını karıştırmamalı.
Takım oyunu diyorduk. Geçmişe bakılırsa ülkeye en büyük zararı koalisyon hükümetleri vermişler gibi görünüyor. Her bakanlık farklı partilere mensup bakanlar tarafından yönetildiğinde birçok önemli projede koordinasyon eksiklikleri oluştuğu çarpıcı kanıtlarla ortada: eğer bugün her biri farklı kimlik numaralarına sahipseniz (vatandaşlık numarası, sigorta numarası, vergi numarası, ...) ve bunların her biri de ayrı sistemler üzerinde kullanılıyorsa (MERNİS, VEDOP... gider daha) buradaki sorunun projelerin başlatıldığı dönemde bakanlıklar arası koordinasyon eksikliğinden, hatta tabir yerindeyse "sidik yarışı"ndan kaynaklandığını söylemek galiba çok da yanlış olmaz. Bana nedense bunlar koalisyon hükümetlerinden kaynaklanıyor gibi görünüyor.
AKP'nin tek başına iktidarda bulunduğu hükümetin döneminde gerçekleştirilen projelerin daha önceki koalisyon hükümetlerinde gerçekleştirilen benzer boyuttaki projelerle zaman ve maliyet açısından kıyaslamak için ciddi bir çalışma yapmak gerek. Sanırım buna performans belirleme deniyor; ki bir sonraki seçim döneminde yeni seçilecek olan hükümeti bununla kıyaslayabilelim. Henüz hangi birinin diğerinden daha iyi olduğunu söylemek net olarak mümkün değil, ancak tek başına iktidarda bulunan AKP hükümetinin daha yüksek verimle çalışmış olması mantığa yatkın görünüyor. Buradan daha fazla oyun AKP'ye gideceği sonucunu çıkarabilir miyiz? Belki.
Yaşım henüz 24, eğer seçilme yaşını düşüren yasa beni de kurtarsaydı bu seçimlere sloganı "herkese duymak istediğini söyle" şeklinde olacak Orta Yol Partisi (OYP) kurmak suretiyle katılabilirdim belki. Başka bahara artık.
Bir de kısaca radikal İslam'ın toplumsal hayata olası nesnel etkilerinden bahsetmek istiyorum. Laiklik ülkemiz için çok önemli; zira radikal İslam'ın işlediği birçok ülkede devlet memurları ibadetin ardına saklanarak işleri savsaklıyorlar. Düşünün, bir kamu bankasıyla işiniz olduğunda oraya gittiğiniz saat namaz saati ise sizinle ilgilenecek kimseyi bulamayabilirsiniz. Yahut Ramazan ayı boyunca yemek hizmeti veren her türlü işletme kapalı olmak zorunda olabilir. Haram olsa da ülkemizin kamu'nun işlettiği Tekel adında bir kuruluşu var alkol üreten, bunun başına ne gelecek?
Ancak laiklik kavramını da doğru anlamak gerek. Din işleri ile devlet işlerinin ayrılması demektir laiklik, ama dinsizlik demek değildir. Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük teşkilatlarından biridir Diyanet İşleri Başkanlığı; Milli Eğitim Bakanlığı ile yarışıyor bütçe harcamalarında. Zaten bulunmuş olan, oldukça da iyi çalışan bir orta yol var. Kur'an-ı Kerim'de buna "kaza etmek" deniyor, kamu görevlileri türlü ibadetlerini görev başında oldukları saatler dışında da yapabilirler örneğin. Ancak belli ki dindar bir kesimin bundan duyduğu bir rahatsızlık var, kendisini bastırılmış hissediyor bu insanlar. Eminim onları da mutlu edecek bir orta yol bulunabilir. Aynı çözüm dine uygun giyinmek konusunda da yakın zamanda bulunabilir diye düşünüyorum. Burada siyasette yılların tecrübesine sahip Süleyman Demirel'in kendisine cuma namazı kılıp kılmadığını soran gazeteciye verdiği yanıtı yazmadan geçmeyeceğim:
Evde kılarız.
Bilmeyenler için, Cuma namazının cemaatle birlikte kılınması farzdır. İslam'da bu sayede müslümanların sıklıkla biraraya gelmeleri hedeflenir. Yine geldik takım oyununa. Proje yönetiminde de çok önemli bu takım oyunu, futbolda da. Olmazsa olmuyor.
Son olarak seçimlerle ilgili tek temennim bir koalisyon hükümetinin kurulmamasıdır. Bu konuda bir süre yazmayacağım, seçim sonuçları her ne olursa olsun ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum.

