Haberleri okuyordum, ve gördüklerime çok da şaşırmadım. Nasılsa alışığım bunlara:
Şanlıurfa’da 4 kişinin ölümüne neden olan selden 3 gün sonra bölgeye
giden yetkililere, vatandaşlar tepkiliydi. “Devlet, hükümet nerede?” diye
şikayet eden bir mağdura, AK Parti Milletvekili Mahmut Kaplan “Ben buradayım,
fazla konuşma” diye çıkıştı.
Urfa zengin bir şehir değil, pek fazla yatırım yapılmıyor. İnsanların
yaşadıkları evlerin, sayısı pek de fazla olmayan iş yerlerinin ve hatta işin
kendisinin sigortası yok. Büyük ölçüde tahıl ürünleri tarımı yapılan bu bölgeden
elde edilen mahsulün nasıl alıcılara ulaştırıldığı, kimlerin kazanıp kimlerin
ezildiği de zaten ayrı bir dert deryası.
Haberdeki durum karışık, herkes biraz haklı ve haksız gibi duruyor:
- Vatandaş haklı çünkü devlet üstüne düşeni tam olarak yapmamış, şehrin
altyapısını olası felaketleri önleyecek şekilde tasarlamamış.
- Vekil haklı çünkü vatandaş kendi önlemini almamış, bu durumda zararın
tazmin edilmesinin devletten beklenmesi doğru değil.
- Vatandaş haksız, vekiline devleti şikayet etmesi doğru değil.
- Vekil haksız, verdiği yanıt kendisine pek yakışmış zira vatandaştan
farkı yok (sonuçta vatandaşın vekili). Bence vekil de, vatandaş da, doğal
olarak yeterli eğitime, görgüye, hoşgörüye sahip değil.
Bence sorunun kaynağı biraz belli, hatta herkes zaten bu kadarını
söyleyebiliyor. Devlet en az 50 yıldır Ankara'dan ötedeki iller için en temel
görevleri olan sağlık, eğitim ve adalet hizmetlerinin sağlanmasını çeşitli
bahanelerle aksatıyor. Toplumun geri kalanı da doğal olarak devleti izliyor.
Bu durum neden biz batıdaki mutlu azınlığı ilgilendirmeli? Sonbaharın
sonlarındaki ıslak günlerde sıcak evlerimizde bilgisayarların parlak ekranlarına
bakarken yalnızca el ve parmaklarımızı kıpırdatarak bu sorunların çözümüne katkı
sağlayabilir miyiz ki?
Mesela bir başka vekilin Linux Kullanıcıları
Derneği'nden birkaç gönüllü Milli Eğitim
Bakanlığı, Türk Telekom, Microsoft Türkiye ve Intel Türkiye arasındaki ilişkileri
sorgulamaya başlayacak olursa benzer bir yanıt vermeyeceğini nereden
bileceğiz? Kaş yaparken aslında göz çıkardıklarına onları nasıl ikna edeceğiz?
Seçme ve seçilme yaşı Adalet ve
Kalkınma Partisi hükümetinin sayesinde 25'e kadar indi, geçtiğimiz günlerde
Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan Denizli'de katıldığı bir açılış töreninde
yaptığı konuşmada seçme ve seçilme için üst yaş sınırı belirlenmesinden
bahsetti, "tartışılsın bakalım" dedi her zamanki kendine has
üslubuyla. Konuşmadan ayrıca ilgimi çeken, siyasetin emeklilik sonrasında
yapılacak bir iş olmadığını belirtmesiydi. Kendisini çeşitli konularda
zaman zaman eleştiriyor ve hatalı buluyorum, ancak bu sözlerini özündeki mantık
dolayısıyla haklı buluyorum. Seçme ve seçilme yaşının düşürülmesi değil, ilgili
kanun maddesinin tamamen kaldırılması gerekirdi; eğer halk kendisini 18 yaşında
birinin temsil etmesini doğru buluyorsa bence uygundur, aynı şekilde 85 yaşında
birinin temsil etmesini doğru buluyorsa yine bence uygundur.
Necati Demir'in teknik
konular dışındaki yazılarını Linux
Gezegeni'nde görünmemesini sağlamak için başka bir siteye taşıma
kararını doğru bulmuyorum. Bence özgür yazılım dünyası doğasında politiktir ve
ben Linux Gezegeni olgusunu Planet LKD adıyla başlattığımda yalnızca özgür
yazılım dünyası ile ilgili konuların yazılacağı bir yer hayal etmemiştim, ortak
noktası bu olan insanların başka konulardaki düşünce ve çalışmalarını
paylaşabilecekleri dostane ve açık sözlü bir ortam düşünmüştüm. Bence bir
mahsuru yoktu, tabii kendisi (ve yeni Linux Gezegeni yönetimi) daha doğrusunu
bilir.