The truth about my life

Tue, 28 Nov 2006

Bizim ofiste sigara içilmesi hoş karşılanmadığı için (hiç içen görmedim, o kadar yani) arkadaşlar binanın merdiven boşluğunda sigara içiyorlar. Mecburi bazı insancıl ihtiyaçlar için ara sıra oradan geçmek gerekiyor, oradan geçerken de sigara üzeri sohbet eden veya ayakta gazete okuyanlara takılmak mümkün ve münasip oluyor doğal olarak.

Az önce Ömür orada gazete okuyordu, ki gazetelerle ilgili sıkıntılarımdan daha önce zaten bahsetmiştim, okuduğu gazetenin arka tarafında abuk bir haber manşetine gözüm takıldı, noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum:

Spermci profesöre ceza hastalarını tedirgin etti

Sperm skandalından 3 yıl hapse çarptırılan Prof. Köker’in hastaları büyük şaşkınlık yaşıyor. Olayın ele alındığı programı arayan bir hastası "Eşim çocuğumuza DNA testi istiyor. Her gün kavga ediyoruz" dedi.

Tıklayın, Google daha fazlasını getirsin. Allah aşkına, ne demektir "spermci profesör"? Ne biçim insanlar uyduruyor bu başlıkları? Özellikle mi yapıyorlar? Daha çok ilgi çektiği kesin ama gerçekten çok rahatsız edici.

Aynı türden başlıklar radyoda, televizyonda, afişlerde, her yerde rastlayabilirsiniz; artık sözcüklerin böyle kullanımı norm haline gelmiş. Hatta herkes kanıksamış, birileri parmağıyla gösterene kadar kimseye garip gelmiyor.

Ne ki bu?

Wed, 01 Nov 2006

İşe otobüsle gidip geliyorum ve özellikle yağmurlu havalarda daha fazla acıtan İstanbul trafiği toplumun kanıksadığı bazı gariplikleri görmem için bana daha fazla zaman sağlıyor.

Bilmiyorum farkettiniz mi, Türkiye'de basılan gazetelerin tamamına yakınının her sayfasının genişliği yanılmıyorsam 50cm, boyu da 70cm kadar. Eğer orta sayfaları okumaya çalışıyorsanız, rahat bir görüş için yaklaşık 80cm genişliğinde açmanız gerek. Yüksekliğinden hiç bahsetmiyorum bile, muhtemelen sayfanın tamamını görerek okumaya alıştıysanız kollarınız hayli yoruluyordur.

Eğer otobüste iki kişilik yanyana koltuklardan birinde oturuyorsanız gazete okumak ya yanınızdakini rahatsız etmek, yada gazeteyi birlikte okumak anlamına geliyor. Haberleri kağıttan okumayı tercih etmeyen bir garip bilgisayar programcısı olarak bendeniz kulunuz bu sabah birazcık rahatsız edildim.

Şimdi, biri bana ciddiyeti fazla bozmadan anlatsın lütfen, gazete kağıtları neden kocaman?

Bir diğer derdim de gazetecilerin artık gemi iyice azıya alıp vapurlarda dolaşarak ıvır zıvır satan işportacılarla aralarında farkları iyice azaltmış olmaları. Bir tek gazete alıyorsunuz, yanında hediye yanında eşantiyon bir yığın kağıt daha veriyorlar. Aldığınız gazete de 50 sayfa zaten; bugün herkese dikkatle baktım, kimse çoğunu okumuyor. Henüz mühendis olamamış ama zihniyetin bir kısmını mühendis olamamış başka ustalarından kapmış bir garip bilgisayar programcısı olarak bu verimsizliği esefle kınıyor, Allah'dan muzdariplerine sabır müteahhitlerine akıl fikir ve insaf diliyorum.

Haberleri okuyordum, ve gördüklerime çok da şaşırmadım. Nasılsa alışığım bunlara:

Şanlıurfa’da 4 kişinin ölümüne neden olan selden 3 gün sonra bölgeye giden yetkililere, vatandaşlar tepkiliydi. “Devlet, hükümet nerede?” diye şikayet eden bir mağdura, AK Parti Milletvekili Mahmut Kaplan “Ben buradayım, fazla konuşma” diye çıkıştı.

Urfa zengin bir şehir değil, pek fazla yatırım yapılmıyor. İnsanların yaşadıkları evlerin, sayısı pek de fazla olmayan iş yerlerinin ve hatta işin kendisinin sigortası yok. Büyük ölçüde tahıl ürünleri tarımı yapılan bu bölgeden elde edilen mahsulün nasıl alıcılara ulaştırıldığı, kimlerin kazanıp kimlerin ezildiği de zaten ayrı bir dert deryası.

Haberdeki durum karışık, herkes biraz haklı ve haksız gibi duruyor:

  • Vatandaş haklı çünkü devlet üstüne düşeni tam olarak yapmamış, şehrin altyapısını olası felaketleri önleyecek şekilde tasarlamamış.
  • Vekil haklı çünkü vatandaş kendi önlemini almamış, bu durumda zararın tazmin edilmesinin devletten beklenmesi doğru değil.
  • Vatandaş haksız, vekiline devleti şikayet etmesi doğru değil.
  • Vekil haksız, verdiği yanıt kendisine pek yakışmış zira vatandaştan farkı yok (sonuçta vatandaşın vekili). Bence vekil de, vatandaş da, doğal olarak yeterli eğitime, görgüye, hoşgörüye sahip değil.

Bence sorunun kaynağı biraz belli, hatta herkes zaten bu kadarını söyleyebiliyor. Devlet en az 50 yıldır Ankara'dan ötedeki iller için en temel görevleri olan sağlık, eğitim ve adalet hizmetlerinin sağlanmasını çeşitli bahanelerle aksatıyor. Toplumun geri kalanı da doğal olarak devleti izliyor.

Bu durum neden biz batıdaki mutlu azınlığı ilgilendirmeli? Sonbaharın sonlarındaki ıslak günlerde sıcak evlerimizde bilgisayarların parlak ekranlarına bakarken yalnızca el ve parmaklarımızı kıpırdatarak bu sorunların çözümüne katkı sağlayabilir miyiz ki?

Mesela bir başka vekilin Linux Kullanıcıları Derneği'nden birkaç gönüllü Milli Eğitim Bakanlığı, Türk Telekom, Microsoft Türkiye ve Intel Türkiye arasındaki ilişkileri sorgulamaya başlayacak olursa benzer bir yanıt vermeyeceğini nereden bileceğiz? Kaş yaparken aslında göz çıkardıklarına onları nasıl ikna edeceğiz?

Seçme ve seçilme yaşı Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin sayesinde 25'e kadar indi, geçtiğimiz günlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Denizli'de katıldığı bir açılış töreninde yaptığı konuşmada seçme ve seçilme için üst yaş sınırı belirlenmesinden bahsetti, "tartışılsın bakalım" dedi her zamanki kendine has üslubuyla. Konuşmadan ayrıca ilgimi çeken, siyasetin emeklilik sonrasında yapılacak bir iş olmadığını belirtmesiydi. Kendisini çeşitli konularda zaman zaman eleştiriyor ve hatalı buluyorum, ancak bu sözlerini özündeki mantık dolayısıyla haklı buluyorum. Seçme ve seçilme yaşının düşürülmesi değil, ilgili kanun maddesinin tamamen kaldırılması gerekirdi; eğer halk kendisini 18 yaşında birinin temsil etmesini doğru buluyorsa bence uygundur, aynı şekilde 85 yaşında birinin temsil etmesini doğru buluyorsa yine bence uygundur.

Necati Demir'in teknik konular dışındaki yazılarını Linux Gezegeni'nde görünmemesini sağlamak için başka bir siteye taşıma kararını doğru bulmuyorum. Bence özgür yazılım dünyası doğasında politiktir ve ben Linux Gezegeni olgusunu Planet LKD adıyla başlattığımda yalnızca özgür yazılım dünyası ile ilgili konuların yazılacağı bir yer hayal etmemiştim, ortak noktası bu olan insanların başka konulardaki düşünce ve çalışmalarını paylaşabilecekleri dostane ve açık sözlü bir ortam düşünmüştüm. Bence bir mahsuru yoktu, tabii kendisi (ve yeni Linux Gezegeni yönetimi) daha doğrusunu bilir.

About me

I'm Enver ALTIN. I'm from the other side of the river.

Calendar

November 2006
SuMoTuWeThFrSa
    1 2 3 4
5 6 7 8 91011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Categories

/ (398)
  articles/ (1)
  books/ (8)
  coffee/ (1)
  construia/ (2)
  debian/ (1)
  events/ (13)
  factsoflife/ (15)
  general/ (9)
  gnome/ (16)
  humor/ (21)
  lkd/ (9)
  management/ (1)
  mobile/ (6)
  mono/ (4)
  music/ (8)
  personal/ (47)
  politics/ (31)
  postgresql/ (4)
  programming/ (12)
  projects/ (2)
  quotes/ (3)
  technology/ (10)
  tips/ (7)
  travel/ (2)
  work/ (13)

Archives

Links

Popular

Talk slides

Other stuff

License

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution 2.5 License.

Miscellaneous

This site is built on the wonders of Pyblosxom, supposed to be W3C XHTML 1.0 and CSS 1.0 compliant, always handcoded using Vim. The server that hosts this site is powered by Debian GNU/Linux.
.O.
..O
OOO