The truth about my life

Sun, 29 Aug 2004

- Why did the chicken cross the road?
- Because upstream said so.

Geçen gün bir akrabamız hakkında annemden duyduklarımdan aktarayım biraz da:

- Bey, şu kutuda bi tane ilaç kalmış. İçiver, ziyan olmasın.
- Ah be kadın... E hadi ver bari.

Her ikisinin de 65 yaş üzerinde olduğundan eminim, muhtemelen kallâvi dozdaki tansiyon ilaçlarından bahsediyoruz. Bu olayın üzerinden aylar geçtiğine ve (Allah'a şükür) her ikisi de hayatta olduğuna, üstelik aynı olayın defalarca tekrarlandığına da eminim. Buna göre:

  • Ya bu ilaçların bir faydası yok, ne yapıyorsak psikolojik olarak kendimize yapıyoruz.
  • Ya da ilaçlara karşı zamanla bağımlılık kazanabiliyoruz.

anlayan beri gelsin..

Dünya üzerindeki tüm dillerde "unsubscribe" yazmak hayli zor öğrenilen bir iş olmalı ki bu sözcüğün yanlış yazılmış biçimlerini, üstelik yanlış yerlerde defalarca görüyorum. Listeci yazılımlarını tasarlayan insanlar neden "Leave" gibi daha basit bir sözcük seçmediler, çok merak ediyorum.

Diyorum ki, hazır LKD listelerinde politika değişirken Mailman'e de geçelim, geçerken de şu kriptik komutları katil ve ayril gibi basit hale getirelim.

The Official GNOME 2 Developer's Guide sanırım 4 ay kadar önce sipariş etmiştim, 10 günde elime geçmişti. Bir süre Barış Metin'de, daha uzun bir süre Murat Koç'un evinde kaldıktan sonra sonunda elime geçti. Sıradaki kitaplar bittiğinde buna geçeceğim.

Hasta olduğum ve bütün gün sıkıcı ve halsiz biçimde oturmak zorunda olduğum için daha fazla vakit bulabildiğim, bu nedenle yeni bitir(ebil)diğim, Adil Tepecik'in oğlu için sakladığı fakat okumam için bana verdiği çok değerli bir kitaptan; Değiş Tokuştan Süpermarkete Tarih Boyunca Ticaretin Öyküsü (René Sedillot)'nden bazı alıntılar yapmak istiyorum:

  • Aziz para uğruna yapılan savaşta, bir burjuvanın oğlu olarak, daha beşikteyken bir sermayaye sahip olan kimse, hiçbir serveti bulunmayanın karşısında elbette ki her şeyde üstün durumdaydı.
  • Kendi endüstrilerini kurmak isteyen ulusların, gelişmiş endüstrilere sahip ülkeler karşısında kendilerini koruyabilmeleri için gümrük duvarları kurmaları ve mal alım-satımında kısıtlamalara gitmeleri zorunlu önlemlerdi.
  • Paranın bütün bu yozlaşma görünümlerinde gözlemlenen bir olgu, aynı nedenlerin hep aynı sonuçları doğrumasıdır. Birinci aşamada bunalım çoğu kez paranın değerini düşürmeyi politikasının bir aracı gören devletin gizli onayıyla meydana gelmiştir. Almanya'da ödeme gücünün bulunmadığını galip devletlere kanıtlamak için, sosyalist ülkelerde orta sınıfı, burjuvaziyi tepelemek için olmuştur. Fakat devletin başında bulunanlar, bu eylemin seyrini önceden planlamış olsalar dahi, olaylar öylesine bir gelişme gösterir ki, bir an gelir yöneticilerin denetiminden çıkar. Tedavüldeki banknot miktarı hızla artar, halk sabit değerli şeylere yönelip ev, arsa, taşınmaz şeyler, ham maddeler, mücevher ve Allah bilir daha neler almağa başlar. Borçlular borçlarından kolayca kurtulur, alacaklılar ve onlarla birlikte sabit gelirliler de mahvolur. Her yerde görülen hep aynı kurbanlar, aynı avantacılar, aynı karmakarışıklık ve aynı hınçlardır.
  • 20. yüzyıl, geçip giden her yüzyıl gibi, büyük keşifleri yalnız başına kendisinin yaptığını sanırsa da, yine de elde ettiği başarılar her şeyden önce eski kusurları ve eksiklikleri içeren eski yöntemlerin geliştirilmesinden ortaya çıkmıştır.

    Paraya ilişkin yöntemleri rahat 2000 yıl önceden kalmadır. 20. yüzyılın başardığı en önemli iş, enflasyonu o güne kadar erişilmemiş doruklara çıkarmak ve paranın değer kaybını o güne kadar bilinmeyen derinliklere düşürmek olmuştur. Bu değişikliklerden para kimi zaman küçülerek çıktı, ama gittikçe daha çok gerçek karşılık değerinden uzaklaştı, adeta soyut hale geldi. Ekonomi politikasından sorumlu yetkililerin elinde para ve kredi, kollektif yönetim ve güdümün araçları oldu. Böylece kökendeki amaçlara dönülmüş oluyordu; zira para ve kredi, kamuya yararlı olmaları için ortaya çıkarılmıştı.

  • Çok eski zamanlardan beri devlet, ticaret işine katılmıştır; bu katılış kimi halde gümrük ve vergi politikasının sorumlusu ya da bizzat alışveriş yapan girişimci olarak gerçekleşmiştir. 20. yüzyılda devletin müdahaleleri öylesine çoğalmıştır ki, bazı uluslarda ekonomi, eskiden Firavunlar ve İnkalar çağında olduğu gibi, tümüyle devletin eline geçmiştir.
  • Elli yıl boyunca dünya, savaşta ve barışta paha biçilmez değerleri hovardaca harcadı. Bunun karşılığında eline ne geçti? Bugün uluslararası değer ölçüsü ve döviz ticaretinde yönlendirici para, dolardır. Fakat o da kendi hesabına bunun haracını ödemiş ve başlangıçtaki gerçek değerini onda dörtten fazla oranda kaybetmiştir (1934). Savaştan zafer kazanarak çıkan Birleşik Devletler, yaralarını sarması için dünyaya bağışta bulundu ve ödünç para verdi. En çok altın rezervine sahip devlet oldu; buna rağmen dolar yine de bunalıma karşı kesinkes direnecek nitelikte görünmemektedir.
  • Bu para felaketleriyle 20. yüzyıl, Fransız devrimi "Asinya"sının ve "Continental Dollar"ın rekorlarını kırmıştır. Birkaç yıl içinde, hatta kimi zaman birkaç ay içinde bir paranın battığı olmuştur. Böyle trajediler hep de beş perde halinde oynanıyordu: Devlet kağıt paranın miktarını birkaç misli artırır; yurttaşlarda uyanan kuşku fiyatların yükselmelerini hızlandırır; ücretler fiyatların ardı sıra koşmağa başlar; fiyatlar kendisini kovalayanların hepsini gerilerde bırakır; kağıt para da acıklı bir şekilde mahvolur.

Bir ticaret dehasının bütün tarihi en iyi yaptığı işi mikroskop olarak kullaranarak inceleyişinden seçtiğim notları okudunuz. Eğer beğenirseniz, aldığım notlardan daha fazlasını aktaracağım. Belki de üşenmeyip tüm kitabı online bir belge haline getirebilirim. Elimdeki kitap Cep Kitapları A.Ş. için Esat Nermi Erendor'un çevirisi ve ilk baskısı 1983'e ait. İronik biçimde fiyatı 150 Türk Lirası. Eğer bunu okuyan biri yeni baskısını bulabilirse mutlaka bana ulaşmalı.

René Sedillot için bir Google araması burada. Ben biraz vakit harcadım, bu kitabın İngilizce çevirisine (orjinalinin Fransızca olduğunu düşünüyorum ama emin olamadım) rastlarsanız da bana ulaşabilirsiniz.

Bir sonraki yarım kalmış kitap hedefim (bunun için hasta olmayı beklemeyeceğim) Terörizm Kültürü/Noam Chomsky. Sonrasında Da Vinci Code (İngilizce aslı) var. Bu arada tonla teknik döküman.

Okuma, yemek ve uyku gibi temel gereksinimleri daha pratik hale getirmenin yollarını bulacağımız günleri görüp göremeyeceğimi merak ediyorum. Belki bir gün bunları ağızdan alınan tabletler, parmaktan enjekte edilen maddeler ve doğrudan beyni uyaran enerji türleri ile değiştirebileceğiz.

Sat, 28 Aug 2004

İzmir'den döndükten 1 saat sonra kendimi Burçin Can ve Barış Metin'in düğününde buldum, aklımda kalan yorumları aktarmaya çalışayım:

  • İçten söylüyorum, şimdiye kadar gördüğüm en güzel düğündü.
  • Herkes mutlu görünüyordu, Burçin ve Barış dahil! Yorgunlarken bile!
  • İçeri girer girmez davetliler arasındaki iki koca masayı kaplayan LKD tayfayı görünce hiç şaşırmadım, bekliyordum :) Sayımız hızla arttı.
  • Onur çok terledi. "İçmiyorum, üstüme döküyorum, difüzyonla alıyorum" dedi. Bir tek ben duydum bunu sanırım.
  • Meren gecenin şebeği haline gelmekte çok gecikmedi ama ışığı falan bahane edip fotoğraf çekme konusunda bir ton kapris yaptı. Üstelik Harbiye Orduevi'nin vasatın az biraz üzerindeki fotoğraflarına para verdiğine, üstelik o fotoğrafların da kaybolduğuna hep birlikte şahit olduk.
  • Didem'i hiç bu modda görmemiştim, ama sadece o kadar. Hiç şaşırmadım :)
  • Ahmet Derviş, Doruk, Murat Koç, Onur ve ben masaya neredeyse sabitlendik galiba. Benim bahanem var, yorgundum (hala yorgunum? -- 1 hafta oldu neredeyse, Cumartesi/02:20!).
  • Erkan Tekman ve eşini başarılı danslarından ötürü tekrar kutlamak istiyorum.
  • Görkem Çetin'i de keyifli danslarından ötürü tebrik etmek istiyorum.
  • AEK'nın "soğuk denizlerden gelen..." sohbeti canımıza okudu, kendisini affetmeyeceğim. "İstiyon mu" AEK?
  • Proactive Devrim ve DevrimJr da davetliler arasında idi, unutmadım sizi.
  • 30m kadar ileride ilginç formatta tezahürat yapan çılgın gençliği de tebrik ediyorum.
  • 16 dereceye ayarlı klima(yı/ları?) salonun dışına taşımayı akıl edebilen, istisnasız herkese "komutanım" demeyi başaran özverili garsonlarımıza da saygılar sunmadan bitiremeyeceğim.
  • "Darısı başına" (Burçin)

Son olarak Burçin ve Barış'a her dakika katlanarak artan mutluluklar diliyorum; tekrar tekrar tebrik ediyor, bu mutlu günlerinde yanlarında olabildiğim için kendimi şanslı sayıyorum.

Aynı gün Murat Koç'un da doğum günüymüş ve unutmuşum. Özür diliyor, geç de olsa kutluyorum. Nice mutlu yıllara Murat!

Aslında biraz geciktim sanırım bunlar için.

Pazartesi günü öğle saatlerinde İzmir'de görüştüğüm bir arkadaşımın İstanbul'da yaşayan akrabasının vefatı haberi geldi, ardından da İzmir'de görüştüğüm arkadaşım İstanbul'a geldi. Akrabası tanımadığım biri de olsa vefatından biraz etkilendim sanırım. Kendisine Yüce Allah'tan rahmet, sevenlerine sabırlar diliyorum.

Bu iki haberi aynı kayıt içerisinde yazmak da nasıl bir tezattır, bilinmez.

Salı öğleden sonradan bu yana kötü hissediyordum, çarşamba öğleden sonra sağlık sorunu yaşayacağımı anladım. Çarşamba akşamından bu yana evde yatıyorum; yutkunamıyor, uzun süre ayakta duramıyor ve düzgün yürüyemiyorum. Öğrendim ki yatıp dinlenmek de kendime zaman ayırmak olarak algılanmalıymış :) Kendinize dikkat edin, sağlık atlanmaya gelmiyor. Bu süre içerisinde etrafta benimle ilgili birşeyler varsa biraz fazladan sabır rica edeceğim, en kısa zamanda sürüyü yakalamaya çalışacağım.

Alttaki blog'a devam edin, burada okunacak başka birşey kalmadı.

Murat Eren'in ricası üzerine hazırladığım metni buraya da eklemek fena olmaz, diye düşündüm...

Merhaba,

On Sat, 2004-08-21 at 01:55 +0300, A. Murat Eren wrote:

1. Neden bu dagitimi tercih ediyorsunuz, ne zamandir kullaniyorsunuz, hangi islerde kullaniyorsunuz,

Debian GNU/Linux sistemi, Haziran 2003'den bu yana aktif olarak her yerde kullanıyor ve kullandırıyorum.

Bu dağıtımı kullanıyor olmamın önemli bazı nedenleri:

  • Genel amaçlı: Sunucu için ayrı, masaüstü için ayrı, gömülü sistemler için ayrı sürümleri yok.
  • Kapsamlı: 3 farklı Debian paket arşivi, her türden kullanıcıyı tatmin edecek çok sayıda ve dikkatle paketlenmiş kullanıma hazır yazılım içeriyor.
  • Yetenekli: Dağıtımın sağlam, düzenli, yüksek performanslı ve güvenilir kalabilmesini sağlayan çok sayıda araca sahip.
  • Özgür: Debian GNU/Linux projesi kar amacı gütmeyen bir dernek tarafından korunuyor ve destekleniyor, fakat kişi-kurum-kuruluşların kararlarından bağımsız.
  • Yaygın: En çok kullanılan birkaç dağıtımdan biri.

2. Sizce +'lari nelerdir,

Bence Debian GNU/Linux projesinin diğer tüm dağıtım projelerinden en büyük farkı; köklü, tam ve bütün bir özgür yazılım topluluğu projesi olarak yoluna devam etmiş ve edecek olması. Debian hiçbir zaman kar amacı güden bir şirket haline gelmeyecek, daima açık kaynak kodlu özgür bir işletim sistemi olarak kalacak. Debian projesinin kurucusu Ian Murdock'in da belirttiği gibi Debian projesi, projede aktif çalışan binlerce geliştirici tarafından öylesine korunuyor ve destekleniyor ki, durdurulması mümkün değil. Bu projeyi Debian yapan asıl gerçek, dünyanın her yerinden katılan çok sayıda geliştiricinin yadsınamaz motivasyonu ve birlikteliğidir.

Bir başka önemli yanı, dağıtımın güvenilirliğinin ve kararlılığının sağlanabilmesi için 3 farklı koldan geliştiriliyor olması:

  • Stable: Sağlamlığını ve güvenilirliğini zaman içerisinde ispatlamış ve uzun süre test edilmiş paketler Stable dağıtımı içerisinde yer alır. Stable, genellikle güvenliğin önemli olduğu ve bakım maliyetlerinin düşük olması gereken; kısaca çalışması ve unutulması gereken sistemler (örneğin sunucular) üzerinde kullanılır. Stable dağıtımı içerisindeki paketler, genellikle güncel değildir, biraz eskimişlerdir. Bu yazılımlarla ilgili bir güvenlik güncelleştirmesi derhal yüksek önem derecesi ile duyurulur; fakat yeni sürümlerine güncellenmez, yalnızca eski sürüm içerisindeki hatalar giderilir. Stable sürüm genellikle 2 yada 3 yılda bir, içerisindeki tüm paketler yeni sürümlerine güncellenmiş biçimde duyurulur.
  • Testing: Stable dağıtımına kıyasla bir hayli daha güncel bir sürümdür, bu sürüm içerisine yerleştirilen paketler Debian geliştiricileri ve diğer gönüllüler tarafından kısa bir süre (15 gün, 1 ay gibi) test edilmişlerdir, temel fonksiyonlarının çalıştığı görülmüştür. Birçok açıdan sağlamdır ve çoğunlukla sorunsuz çalışacaktır. Fakat bu sürüm içerisindeki tüm paketlerin tamamıyla güvenilir oldukları söylenmez. Testing sürümü içerisinde uzunca bir dönem test edilen ve tüm hataları ayıklanabilen paketler, birkaç yıllık aralıklarla alınarak Stable sürüm haline getirilir. Bence testing sürümü, genellikle gündelik işleri bilgisayarla ilgili olmayan insanlar tarafından tercih edilmelidir.
  • Unstable: Herhangi bir özgür yazılımın duyurulmuş olan en son sürümüne ait derlenmiş ve kullanıma hazır paketi Unstable içerisinde kolaylıkla bulabilirsiniz. Bu paketler genellikle 1 yada 2 kez birkaç kişi tarafından test edilmişlerdir, çeşitli özellikleri düzgün çalışmıştır ve bu sayede Unstable içerisine eklenmişlerdir. Fakat unstable içerisindeki yazılımların kararlı olması beklenmez. Bir sonraki güncellemede çalışmayabilir, hiç çalışmayabilir, çalışması sırasında çeşitli hatalar verebilir; veya mucizevi biçimde (!) çalışabilir de. Belirtmeliyim ki bu metni, 1 yıldan uzun süre önce kurduğum ve (dizüstü bilgisayarıma taşımış olduğum halde) şimdiye kadar pek de fazla sorun yaşamadığım unstable sistemim üzerinde yazıyorum. Unstable sürüm içerisinde 15 gün, 1 ay gibi bir süre ile test edilen paketler Testing sürümüne aktarılır ve daha uzun bir test süreci için sürüm numarası sabitlenmiş olur. Unstable sürüm IT profesyonelleri, yazılım geliştiriciler ve bu sistemleri kurcalayıp bozmaktan zevk alan kişiler tarafından daha çok tercih edilir.

Ayrıca experimental adında bir alt dağıtım daha Debian tarafından oluşturulmakta, fakat bu alt dağıtım tam ve bütün bir sistem değil, yalnızca bazı deneysel paketleri de içermesi amacıyla kullanılmakta.

Debian GNU/Linux projesi çeşitli teknik yönleri ile de diğer bazı dağıtımlara kıyasla daha yeteneklidir:

  • Gelişkin paket yönetimi sistemi: APT (Advanced Package Tool) ve DPKG (Debian Package Manager), sistemdeki paketler arasındaki bağımlılıkları, olası sorunların çözülmesini ve sistemdeki tüm/bazı paketlerin güncellenmesini mümkün olduğunca basit, otomatik, anlaşılır ve kolay hale getirir. Fakat bu işlemi yaparken, örneğin kullanıcıların elle değiştirdikleri yapılandırma dosyaları arasındaki farkları otomatik birleştirebilir, eksik/yarım kurulmuş (genellikle böyle bir hata olmaz) paketleri düzeltebilir ve paket ekleme/kaldırma işlemleri sırasında sistemin bütünlüğünü ve çalışabilirliğini sağlamaya yardımcı olur. APT, bir süredir RedHat tabanlı sistemlerde (SuSE, Fedora, Mandrake gibi) de APT-RPM yapısı sayesinde kullanılmakta.
  • Güncellik: Testing ve unstable sürümleri içerisindeki paketlerin güncel sürümlerine ulaşabilmeleri için büyük çabalar sarfedilir.
  • Zengin yazılım depoları: Testing içerisinde 30.000 civarında, unstable içerisinde 70.000 civarında derlenmiş ve kullanıma hazır durumda yazılım paketi bulunur. Debian dışındaki tüm dağıtımların paket sayılarının toplamından fazla bir rakam olduğu açık sanırım. Herhangi bir yazılımı, nispeten hızlı bir internet bağlantınız varsa sisteminize kurmanız için genellikle birkaç dakika yeterlidir. Derlemek, yapılandırmak gibi işlerle çoğunlukla uğraşmazsınız. (Paket sayıları için farklı platformların toplamlarını kullandım.)
  • x86 dışındaki platformlara destek: Debian GNU/Linux projesi x86 sistemlerin yanı sıra hemen sayabileceğim m68k, alpha, ppc, ppc64, AMD x86-64, sparc, sparc64 vb. gibi çok sayıda donanım mimarisine de (en azından stable sürüm içerisinde) destek sağlar ve bu sistemler üzerine de kolaylıkla kurulabilir.
  • Dikkatle hazırlanmış, kaliteli paketler: Tüm Debian paketleri, önceden belirlenmiş çok sayıda kural ve kriterden geçmişlerdir, dikkatle hazırlanmışlardır ve sistemin bütünlüğünü bozmazlar. apt-get install postgresql komutunu verdiğinizde, Debian sisteminiz PostgreSQL sunucu kurulumu için gerekli olan tüm diğer paketlerle birlikte PostgreSQL'i sisteminize kurar, yapılandırır ve sizin için kullanıma hazır hale getirerek PostgreSQL servisini başlatır. Çoğunlukla sadece izlersiniz. Eğer paketlerin çalışabilmesi için bir yapılandırma gerekiyorsa, basit diyaloglarla fikriniz alınır, bu şekilde isterseniz kuruluma müdahale edebilirsiniz ancak çoğunlukla öntanımlı ayarlar sorunsuz çalışır. Tüm Debian paketleri, az da olsa çeşitli belgelerle birlikte sisteme kurulur (man/info sayfaları, HOWTO/README belgeleri veya hiçbiri yoksa en azından ChangeLog dosyaları, o da yoksa paketi hazırlayan kişinin tecrübelerini yazdığı çeşitli dosyalar mutlaka /usr/share/doc/paketadi altında yer alır).
  • Güvenilir güncelleme prosedürü: apt-get dist-upgrade -u gibi basit bir komutla, veya Synaptic gibi grafik arayüz yazılımlarıyla birkaç tıklama ile tüm sisteminizi kolaylıkla güncelleyebilirsiniz. Sisteminizi güncellediğinizde genellikle yeni sürüme güncellendikten sonra (en azından testing ve stable için) yazılımlar sorunsuz çalışacaktır. Eğer, örneğin PostgreSQL güncellemesinden sonra, bu sunucuya ait veritabanı dosyalarının da yeni sürüme güncellenmesi gerekiyorsa, genellikle bu işlem otomatik olarak yapılır veya nasıl yapılacağı açık biçimde belirtilir. Güncelleme sırasında asla veri kaybedilmez.

Bu gibi teknik özelliklerden çok fazla yazabilirim sanırım.

3. Sizce -'leri nelerdir,

  • Görsel arayüze sahip ve yeni başlayan kullanıcılara hitab edebilen bir kurulum sistemine sahip olmayışımız, fakat bu sorunun çözülebilmesi için bazı projeler üzerinde çalışılmakta.
  • Sistem yapılandırma araçları konusunda yetersizlik.

4. Yapilandirma araclari ve paket yonetim sistemi ile ilgili gorusleriniz nelerdir..

Debian içerisinde Debian projesi içerisinde geliştirilmiş olan yapılandırma araçları yoktur. Debian, sistemdeki çeşitli yazılımların kurulum sırasında otomatik olarak yapılandırılmasını sağlamaya çalışır, fakat, örneğin PostgreSQL veya Apache için görsel bir yapılandırma aracı barındırmaz. Eğer isterseniz, mesela Webmin'i apt-get install webmin komutu ile kolaylıkla kurabilirsiniz. Bu gibi çok sayıda genel amaçlı yapılandırma aracı Debian üzerinde sorunsuz çalışacaktır, fakat SuSE'deki YaST veya RedHat'in yapılandırma araçları gibi renkli yazılımlar Debian'da kullanılmaz.

Debian projesi bu yönüyle, sistemde neler olup bittiğini ve kurduğunuz yazılımları nasıl kullanacağınızı bildiğinizi (yahut öğreneceğinizi) varsayar. Kendi adıma bu konuda GNOME System Tools, Utopia projesi gibi çeşitli projelerin zaman içerisinde bu açığı kapatacağını düşünüyorum.

Paket yönetim sistemi ile ilgili çeşitli hususları yukarıda ifade etmeye çalıştım.

5. Bir baslangic kullanicisi icin son sozler.

Debian kullanmaya başlayabilmek için gerçekten bir engeller dizisi olduğu doğrudur. Kurmayı beceremeyebilirsiniz, bazı donanımlarınızı çalıştıramayabilirsiniz, yapılandırmayı beceremeyebilirsiniz, renkli bir masaüstü ortamına geçmeyi beceremeyebilirsiniz, ekran çözünürlüğünüzü değiştirmeyi yada farenizin tekerleğini aktif hale getirmeyi de beceremeyebilirsiniz. Hepimiz bu yollardan geçtik. Öncelikle belirtmeliyim ki, gelecekte bu sorunları yaşadığınız ve gördüğünüz için şanslı olduğunuzu düşüneceksiniz; çünkü sizden sonraki "yeni yetmeler" bu sorunları hiç görmemiş ve nasıl çözüldüğünü bilmiyor olacaklar, sizden daha az tecrübe sahibi olacaklar.

Eğer sistemleri kurcalamayı ve karıştırmayı seviyorsanız, örneğin RedHat veya SuSE gibi bir dağıtımı kendinize uydurmak için bir miktar zaman harcamışsanız ve Debian'a geçmeyi düşünüyorsanız, belki kısa bir süre Slackware veya Gentoo gibi dağıtımlarla oynamak isteyebilirsiniz. Size yeterli altyapı sağlayacaktır.

Ama itiraf etmeliyim ki, bu iş gerçekten birazcık sabır ve çaba gerektirecek. Hazır hissetmiyorsanız, daha kolay birşeyler deneyin. Buraya tekrar gelmek için vaktiniz olacak.

Eğer RedHat, SuSE, Mandrake, Gentoo gibi dağıtımlara taklalar attırıyor, istediğinizi yapabiliyor, sistemi "konuşturuyor"sanız; bence vakit kaybetmeden tüm sistemlerinizde Debian'a geçin. Hem Debian'daki basit fikirlerin size kazandırdığı bolca zamanı sevdiklerinizle geçirin; hem de büyük bir özgür yazılım ailesinin bir parçası olarak bu sistemi mükemmel yapabilmek yolunda bizlere destek olun.

İyi eğlenceler,

... ama çok fazla vaktimi aldı. Umarım birilerinin işine yarar.

Mon, 16 Aug 2004

Sun, 15 Aug 2004

Cuma akşamı çok sayıda bahane ile birlikte İstanbul'dan ayrılacak ve İzmir'e geleceğim! Birkaç saat boş vaktim olacak, görüşmek isteyenler Cuma öğleden sonraya dek bana ulaşabilir :)

Barış: Pazar öğleden sonra burada olacağım, davetiyemi de istiyorum, anlamam! :)

Wed, 11 Aug 2004

Çağlar Onur da artık bizimle.

Bugün yazacak fazla birşey bulamadım. Bunun yerine herkesin en az bir defa okuması gereken iki link:

İyi eğlenceler...

Removed this as per Murat Koc's suggestion.

Gerçekten çok hoşuma gitti ve arakladım:

Sun, 08 Aug 2004

Geçen hafta sonu başlayan taşınma süreci sonunda bu hafta sonu bitti, eşyalarımı yerleştirmeye çalışıyorum. Yeni evimizi pek sevmedim, birçok açıdan gerçekten kötü. Bazen seçme şansınız yoktur, yada seçim yapmak için artık geç olmuştur. Bu da onlardan biri.

Zehra ve Mert ile bir kahve içtikten sonra Bağdat Caddesi'nde yalnız, uzun ve keyifli bir yürüyüş yaptım. Hava sıcaktı, fakat sıkıcı değildi. Daraldığım zamanlarda yürümek iyi geliyor.

Yürüme konusunda hızımı alamamış olmalıyım ki, devam edip İstiklal'de de yürüdüm. Ağırlıklarım yanımda değildi, yeterince yorulmamış olmalıyım ki bilgisayarın başında bunları yazabiliyorum.

Çok sayıda, boş suratlı insan gördüm. Yüzleri birşey ifade etmiyordu. Sorunun kendimde olduğunu düşünmeye başladım.

GNOME, KDE, FreeDesktop.org, Debian ve LKD listelerinde lisans ve patent konulu tartışmalar her hafta daha da alevlenerek sürüyor. Bu tartışmaları anlamlı bulmuyorum. Özgür yazılım süreci, teknik ve etik açıdan tamamıyla doğru. Patentler umurumda değil, kendi adıma doğru bildiğimi yapmaya devam edeceğim.

Uludağ ekibi tatilden döndü mü? Zaman daralıyor, artık birşeyler yapsak hep birlikte? Ne zaman toplanılıyor? :)

Wed, 04 Aug 2004

Eğlenceli geçen bir iş gününden sonra erken saatlerde eve döndüm, az önce de dolaşırken buna rastladım:

woodgreen; Cinsiyet: Kadın; Yaş: 24; İl: İzmir
Adet günlerimde, "Saha çamurlu maçlar iptal" dediğim zaman sevgilim sinir oluyor. Ne yani, "Salça kaynatıyorum" desem daha mı iyi? Ay iğrencim yaaa.

Gerçekten harikaydı. Herhalde daha açık olunamaz.

Mon, 02 Aug 2004

TBD Forum okuyanlara sabırlar diliyorum. Burnundan kıl aldırmayan eğitimli Türk insanının daha sorunlu örneklerini aynı platformda bir araya getirmenin daha iyi bir yolu olamazdı. Yaşlı derneklerden nefret ediyorum.

Şişman Kurumsallaşmış Kuruluşlar (you know who you are) hayatlarımızı zorlaştırabilmek için kendilerine her türlü kolaylığı gösteriyorlar anlaşılan. Günümün tek eğlenceli yanı sizsiniz. Teşekkürler!

Kötü haberler: Cheney Türkiye'yi de bu işe karıştırmanın her yolunu deniyor anlaşılan. Bu günün tarihini not edin. Hatırlamak gerekecek. "Tevhid ve Cihad" örgütünün doğrudan beslendiğini anlamamak için gerçekten saf olmak gerek sanırım. UND'nin kararını da destekliyorum, ama biraz geç kalmadılar mı? BİR İNSAN ÖLDÜ, alkolik moronlar yüzünden.

Daha fazla okumayın. Eğlenceli birşeyler yapın.

About me

I'm Enver ALTIN. I'm from the other side of the river.

Calendar

August 2004
SuMoTuWeThFrSa
1 2 3 4 5 6 7
8 91011121314
15161718192021
22232425262728
293031    

Categories

/ (398)
  articles/ (1)
  books/ (8)
  coffee/ (1)
  construia/ (2)
  debian/ (1)
  events/ (13)
  factsoflife/ (15)
  general/ (9)
  gnome/ (16)
  humor/ (21)
  lkd/ (9)
  management/ (1)
  mobile/ (6)
  mono/ (4)
  music/ (8)
  personal/ (47)
  politics/ (31)
  postgresql/ (4)
  programming/ (12)
  projects/ (2)
  quotes/ (3)
  technology/ (10)
  tips/ (7)
  travel/ (2)
  work/ (13)

Archives

Links

Popular

Talk slides

Other stuff

License

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution 2.5 License.

Miscellaneous

This site is built on the wonders of Pyblosxom, supposed to be W3C XHTML 1.0 and CSS 1.0 compliant, always handcoded using Vim. The server that hosts this site is powered by Debian GNU/Linux.
.O.
..O
OOO