Wed, 14 May 2008
Daha önce İngiliz hükümetinin aldığı Dumansız İngiltere kararı ve bununla ilgili yasayı aktarmıştım. Bildiğiniz gibi artık Türkiye'de de kapalı alanlarda sigara içmek yasak. LKD seminerleri sayesinde Türkiye'deki üniversitelerin önemli bir bölümünü ve bazı liseleri dolaşma fırsatım oldu; içim acıyarak gördüm ki özellikle üniversite kampüslerinde sigara tüketimi akıl almaz boyutlarda. Metnin hazırlanmasından yasanın mecliste kabulüne kadar emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Yasanın yürürlüğe gireceği tarihin de sembolik önemi var, 19 Mayıs'dan itibaren en az bir duvarı olan ve üstü kapalı, kamuya açık herhangi bir yerde sigara içilemeyecek.
Daha sağlıklı bir topluma sahip olmanın benim görebildiğim en önemli yan etkisi sosyal güvenlik maliyetlerinin orta ve uzun vadede azalacak olması; bu sayede daha sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemine erişilmesi.
Dumansız günler dilerim.
Sat, 01 Sep 2007
Tanıyanlar bilirler, Marmara'da yarım bıraktığım öğrencilik hayatıma bir süredir Ahmet Yesevi'de devam ediyorum. Yarın da Felsefe dersinden sınavım var. Ders notlarını her açtığımda karşımda şunu görüyorum:
Felsefe düşüncesi olmayan bir toplum ve Türkiye düşünmek artık olanaksız. Felsefesiz bir bilim, politika, eğitim, ethik, estetik, toplum, eğitim ve insan düşünmek, hele hiç.
Gelişmiş ülkelerin hemen tümünde, felsefi düşünce, bilimin, sanatın, eğitimin baş sıralarında her vakit vazgeçilmez yerini koruyor, korumasından öte etkinliğini hep sürdürüyor, günümüzde de hiç kesilmiyor hızı. Ama Türkiye' de durum galiba bu kapsama girmiyor.
Kimi dönemlerde felsefe düşüncesinin ve onun gelişim sürecinin dinamiğinin önünü tıkayanlar, sınırlar getirenler oluyor. Felsefenin işlevselliğini yitirdiğini, yararsız bir kurgusal alan olduğunu savlayanlar bile çıkıyor.
Çoğu kere ve kimi dönemlerde, özellikle eğitim politikalarında felsefe dersleri önemli ölçüde budanıyor, kırpılıyor, amacından saptırılıyor. Güdümlü, antidemokratik düşüncenin bir dolu savunucusu, özgür düşüncenin simgesi felsefi düşünceye çoğu kere engeller koyuyor. Dogmatizmin, skolastik ve şeriatçı düşüncesine yandaşları, ellerine geçen her fırsatta, felsefe düşüncesinin etkinliğini azaltmak için ellerinden geleni yapıyor.
Ama felsefi düşünce, yatağında, ödünsüz akıp giden bir ırmak gibi kendine her zaman bir yol, bir yatak buluyor, insan doğasının vazgeçilmez niteliği olan özgür düşünce, eninde sonunda başını kaldırıp kendi iç dinamiğiyle akışını sürdürmekte gecikmiyor; felsefe, "bilim ve sanatın asla vazgeçilemezliğini" doğruluyor.
Yaşadığımız şu yıllarda, gün geçmiyor ki, yeni bir felsefe ya da düşün kitabı yayınlanmasın ülkemizde. Felsefe dersleri orta öğretimde yeniden zorunlu dersler konumuna getirildi. Kimi Mesleki ve Teknik eğitim kurumlarına zorunlu felsefe dersleri konuldu. Üniversitelerimizde ve Eğitim Fakültelerinde felsefi düşünce gitgide daha da önemsenir duruma geldi.
Felsefi düşünce yaklaşımı geliştirmeden, bilimlerin de gelişemeyeceği ve bilimsel düşünüş olmadan, felsefi düşüncenin gerçeklikten soyutlanacağı savı gitgide daha da açık seçik olarak algılanmaya başladı. Edebiyatçılar ve sanatçılar, çeşitli söylemlerinde felsefe ve psikoloji disiplinlerinin gelişimleri için vazgeçilmez alanlar olduğu savını gitgide daha çok işlemeye başladılar.
En iyimser bir yaklaşımla, seksen iki sonrasının düşün yozluğu, dinsel dogmatizm, teokratik ve şeriatçı akımların genişlemesi, yaygınlaşması, hızını yitirir gibi oldu. Felsefe eğitiminin etkili uygulanmasının bu oluşumda önemli etmenlerden biri olduğu artık apaçık ortada.
Tüm bu oluşumlar ise, kuşkusuz, geleceğe iyimser bakış açısı geliştirmemizin temel göstergelerinden sadece biri. Ancak bu iyimser oluşumların bir yönünde kötümserlik çizgilerinin de bulunduğu bir gerçek. Çünkü bu oluşumların kaynağı, önemli ölçüde üst yapılanmaların ürünü.
Felsefi düşüncenin gelişimi, ekonomik ve kültürel gelişime göre hem bir neden hem bir sonuç. Çünkü gerilik, bağnazlığı, tutuculuğu, skoiastik düşünceyi, dogmatizmi üretiyor. Gelişmişlik ise, dünyayı açık gözlerle görmeyi, insanı insan eden, felsefe ve sanatı en yüksek düzeyde algılamayı...
Yard. Doç. Dr. Gürsen TOPSES (Ankara, 1999)
Zahmet edip tüm zamanların en egoist metninin hepsini okumanıza gerek yok, ben herkese yetecek kadar okudum. Özetle "tüm dünyadaki en önemli iş felsefedir".>
Mon, 27 Aug 2007
Beraat kandiliniz mübarek olsun. Hürriyet bugün Prof. Ümit Meriç ile yapılan röportajı yayınlamış; ben altına imzamı atarım.
Wed, 15 Aug 2007
Yılmaz Özdil Hürriyet'te yazmış, adını da Yeni Osmanlılar koymuş. Ben okurken pek eğlendim:
Sormuşlar kaptana, "oha be birader, kör müsün" diye...
"Bi an dikkatim dağıldı" demiş.
Fıkra gibi.
Fri, 27 Jul 2007
I really don't get it: what's the point of a sports car if all the driver does is steering the wheel while pushing the gas pedal? The term "sports car" sounds plain stupid to me.
Mon, 16 Jul 2007
Matbaacı, garson, memur, öğretmen arkadaşlardan bazı moronlar tam önlerinde oldukça temiz el yazısı ile yazılmış veya basılı olarak duran adımı ve soyadımı nasıl oluyor da sürekli yanlış yazabiliyorlar anlamıyorum. Bana mı böyleleri denk geliyor?
Evren, Ender, Erdem, Engin... Altun, Altan, Altınoğlu (oha)... gidiyor daha. Hemen Einstein'dan bir quote aktarmak arzusundayım:
Only two things are infinite: the universe and human stupidity... and I'm not sure about the former.
İyi ki bazı matbaalar davetiyeyi basmadan önce e-posta ile gönderip onay alıyor...
Fri, 06 Jul 2007
Congrats to the British government for the recent Smokefree-law:
On July 1st 2007, England introduced a new law to make virtually all
enclosed public places and workplaces in England smokefree. A smokefree
England ensures a healthier environment, so everyone can socialise, relax,
travel, shop and work free from secondhand smoke.
Hopefully international moves like this will help us bring huge companies like JTI and Phillip Morris to their knees. And what kind of moron will keep smoking that business anyway? Obviously these huge tobacco companies have ties to international drug trafficking and terrorism, otherwise where else would the boss spend that huge money?
In the end of the day, the result is simple: if you're smoking you're killing babies either by the smoke or by unconciously funding international terrorism.
Mon, 04 Jun 2007
Haber burada. Üşenenler için alıntı:
Amasya Kız Meslek Lisesi’nin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmen Ahmet
Aydın, öğrenciler için 25 sorulu bir test hazırladı. Testte öğrencilere
"Hangisi zinanın zararlarından değildir? a) Nesep (soy) bozulur, b) Nüfusun
artmasına neden olur, c) İffet ve namus gibi duygular yok olur, d) Toplumda
düşmanlıklar ortaya çıkar?", "Evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki
cinsel ilişkiye ne denir? a) Zina, b) Flört, c) Aşk, d) Çağdaşlık" gibi
sorular ve cevap şıkları yöneltildi.
Okul Müdürü Fatma Dikdere ise "Öğretmen bana bir hata olduğunu söyledi.
Durumu o kadar büyütmenin gereği yok" dedi. İl Milli Eğitim Müdürü Vekili
Mahmut Keskiner ise sorularla ilgili şikáyetlerin kendisine de iletildiğini
söyleyerek, "Olayı soruşturacağım" diye konuştu. Öğrenciler ise ÖSS’de 1
puanın bile büyük önem taşıdığını alacakları eksik notu orta öğretim başarı
puanlarını etkileyebileceğini söylerken, "Öğretmenimize, ’bunların
üniversite sınavında bize ne yararı olacak?’ diye sorduğumuzda, bize
’Bunları her Müslüman’ın bilmesi gerekir. Müfredat her şeyi yazmaz’
cevabını aldık" diyerek tepki gösterdi.
Kız öğrencilerin tepki gösterdiği sınav sorularından ve cevap şıklarından birkaçı şöyle:
Hırsızlığın önlenmesi için yapılması gerekenlerden değildir?
a) Gizli polis teşkilatı kurulmalı, b) Muhtaçlara zekat verilmeli, c) Kalplere Allah korkusu yerleştirilmeli, d) Muhtaçlara borç verilmeli
Evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkiye ne denir?
a) Zina, b) Flört, c) Aşk, d) Çağdaşlık
İlk bakışta komik görünse de aslında durum hayli acıklı. Bence sorular hem alabildiğine mantıklı, hem de dersin içeriğine uygun olmuş. İnciler dökülüyor:
- Öyle görünüyor ki bazı öğretmenlerimiz derslerin müfredatları konusunda
Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye kurulundan daha fazla bilgiye
sahip, ama anlaşılan kendilerine fikirleri pek sorulmamış ki değerli
hocamız Ahmet Aydın kendi yetkilerini kullanmak suretiyle sorunu yerel
olarak çözmek istemiş. Bir adım bence, hiç yoktan iyidir.
- Öğrencilerin dertleri sorulara doğru yanıtı veremeyecek olma korkusu
ise, bence o öğrencilerin üniversitede işi yok zaten. Eğitilemez geri
zekâlılar olarak sınıflandırılıp topluma zarar vermeleri engellenmeli.
- Belli ki dertleri bu değil, değerli hocam derin bir yarayı kaşımış ve
bunu bilerek yapmış. Sorunun gün yüzüne çıkmasını sağlamak için kullandığı
soru ve yanıtların seçimi fevkalâde isabetli, buradan yola çıkarak toplumsal
yaranın büyüklüğünün farkında. Çözümü konusunda da bir fikri var gibi
duruyor. Tahmin edebiliyorum aslında ama, merak ettim doğrusu.
- Uzun süredir bu konuda yazmak istiyordum, ancak fırsat bulabiliyorum.
Azınlıkları da kapsayacak geniş özgürlüklere ve bu özgürlüğün anlamını
sindirmiş bir topluma ihtiyacımız var, bunu orta vadede elde etmenin tek
yolu toplumun her kesimini kapsayacak eğitim seferberliği iken; elimizde
herkes için bu eğitimi sağlayacak herşey varken hep birlikte öylece
duruyoruz. Sanıyorum bunun nedeni liderlik edebilecek yetenekteki insanların
haddinden fazla bireyselleşmiş olması ve diğerlerini önemsememeleri.
- Okul yönetimi öğretmeni savunmak yerine derhal geri adım atmış.
Velilerle uğraşmaktan mı korkuyorlar? Hmm.
- Öğrenciler ne zamandır ders içeriklerini üniversite sınavında işe
yarayıp yaramayacağını sorgulayarak eleştiriyorlar?
Belki eğitilemez geri zekâlı olan öğrenciler değildir; belki aslında onlar
çağın ilerisindedir. Belki din kültürü ve ahlâk bilgisi gereksizdir, toplumu
kendi haline bırakınca dengeyi buluyordur. Belki dersin hocası eşeklik etmiştir,
kafasına göre soru sormaması gerekiyordur. Belki benim bunları dert etmeyip
kendi dalgama bakmam, devekuşu taklidi yapmam gerekiyordur. Bilemedim. En iyisi
kendi işime bakayım, hem bana ne ki...
Thu, 01 Feb 2007
... ama benim derdim bu memlekette yaşayan bazı insanlarla:

Nasıl bir terbiye eksikliği, Kadıköy Verem Savaş Dispanseri başhekiminin böyle bir tabelayı binanın dışındaki giriş kapısına asmasını gerektirmiş olabilir?
Fri, 26 Jan 2007
Friends know that I like walking and I like it a lot, so much that I'm going to walk starting from one edge of Europe to the far end of Asia. And I've been practicing for the last couple years, I believe I'll be able to do it.
Anyway, that's not the point. We were, well, practicing walking last weekend on the Baghdad Street in Anatolian side of Istanbul. Usually there's a lot of people walking, not as fast as we do though. So when they're passing by we can hear them talking. The street I mentioned is one of those Champs Elysee kind. You can quickly observe that a good fraction of people hanging around are relatively rich (or much less worried about future, if you prefer).
This is Istanbul, it's supposed to be snowy and cold in Jan 12 but it's real hot. There's something wrong. So, we were walking. And we walk a lot. And although we're worried about the future quite a lot, we like walking there because it's close to our flat. The good thing is, I have developed a new ability. I am able to capture the most interesting and funny part of what people passing by are talking about, this is one of my secret super-nerd powers. Sometimes the stuff I capture is real stupid, I'll present you a couple examples.
Some five people, four of them were young females with Louis Vuitton bags, were passing by. One of them touched the subject, she complained that she could not go to skiing because there's no snow. She were a bit fat, she were wearing a white coat that made her look like a bear. A smile, a deep breath and it was gone. I stopped the laugh.
We walked a bit further. So there are more people, and I captured more stupid stuff from people that's mostly irrelevant to this blog post but here's the one. It's around 7pm, so it's evening and there's not sunlight anymore. Some guy with sunglasses were passing by with his gang, and he briefly explained them why he loves global warming and how he hates winter overall. He also said the traffic becomes awful in winter, and pointed out that it takes a lot longer to get back to home; from work I guess, do you think this guy has a job? I doubt that.
Call me rude, I call these people morons.
So the point is, you should carefully listen to people passing by. At least it's fun.
Sun, 24 Dec 2006
Gazetelerle dalga geçmekten sıkılmadım ama memlekette malzemeden bol birşey yok maaşallah. Bildiğim kadarıyla birçok ülkede büyükçe marketlerde müşterilere açık tuvalet bulunması zorunlu, ama Türkiye'de bu uygulamanın yakınından geçecek bir süpermarket bile görmedim. Bildiğim kadarıyla en devasa olan marketlerde dahi yok. Neden? Sağlık Bakanlığı mı müsaade etmiyor? Nedir ardındaki mantık?
Tue, 28 Nov 2006
Bizim ofiste sigara içilmesi hoş karşılanmadığı için (hiç içen görmedim, o kadar yani) arkadaşlar binanın merdiven boşluğunda sigara içiyorlar. Mecburi bazı insancıl ihtiyaçlar için ara sıra oradan geçmek gerekiyor, oradan geçerken de sigara üzeri sohbet eden veya ayakta gazete okuyanlara takılmak mümkün ve münasip oluyor doğal olarak.
Az önce Ömür orada gazete okuyordu, ki gazetelerle ilgili sıkıntılarımdan daha önce zaten bahsetmiştim, okuduğu gazetenin arka tarafında abuk bir haber manşetine gözüm takıldı, noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum:
Spermci profesöre ceza hastalarını tedirgin etti
Sperm skandalından 3 yıl hapse çarptırılan Prof. Köker’in hastaları büyük şaşkınlık yaşıyor. Olayın ele alındığı programı arayan bir hastası "Eşim çocuğumuza DNA testi istiyor. Her gün kavga ediyoruz" dedi.
Tıklayın, Google daha fazlasını getirsin. Allah aşkına, ne demektir "spermci profesör"? Ne biçim insanlar uyduruyor bu başlıkları? Özellikle mi yapıyorlar? Daha çok ilgi çektiği kesin ama gerçekten çok rahatsız edici.
Aynı türden başlıklar radyoda, televizyonda, afişlerde, her yerde rastlayabilirsiniz; artık sözcüklerin böyle kullanımı norm haline gelmiş. Hatta herkes kanıksamış, birileri parmağıyla gösterene kadar kimseye garip gelmiyor.
Ne ki bu?
Wed, 01 Nov 2006
İşe otobüsle gidip geliyorum ve özellikle yağmurlu
havalarda daha fazla acıtan İstanbul trafiği toplumun kanıksadığı bazı
gariplikleri görmem için bana daha fazla zaman sağlıyor.
Bilmiyorum farkettiniz mi, Türkiye'de basılan gazetelerin tamamına yakınının
her sayfasının genişliği yanılmıyorsam 50cm, boyu da 70cm kadar. Eğer orta
sayfaları okumaya çalışıyorsanız, rahat bir görüş için yaklaşık 80cm
genişliğinde açmanız gerek. Yüksekliğinden hiç bahsetmiyorum bile, muhtemelen
sayfanın tamamını görerek okumaya alıştıysanız kollarınız hayli
yoruluyordur.
Eğer otobüste iki kişilik yanyana koltuklardan birinde oturuyorsanız gazete
okumak ya yanınızdakini rahatsız etmek, yada gazeteyi birlikte okumak anlamına
geliyor. Haberleri kağıttan okumayı tercih etmeyen bir garip bilgisayar
programcısı olarak bendeniz kulunuz bu sabah birazcık rahatsız edildim.
Şimdi, biri bana ciddiyeti fazla
bozmadan anlatsın lütfen, gazete kağıtları neden kocaman?
Bir diğer derdim de gazetecilerin artık gemi iyice azıya
alıp vapurlarda
dolaşarak ıvır zıvır satan işportacılarla aralarında farkları iyice
azaltmış olmaları. Bir tek gazete alıyorsunuz, yanında
hediye yanında eşantiyon bir yığın kağıt daha veriyorlar. Aldığınız gazete
de 50 sayfa zaten; bugün herkese dikkatle baktım, kimse çoğunu okumuyor. Henüz
mühendis olamamış ama zihniyetin bir kısmını mühendis olamamış başka
ustalarından kapmış bir garip bilgisayar programcısı olarak bu verimsizliği
esefle kınıyor, Allah'dan muzdariplerine sabır müteahhitlerine akıl fikir
ve insaf diliyorum.
|